Husumetlerin hükme bağlanmasında kurban kesmek

(200) no'lu fetva: (Bölümün numarası 1; Page No. 219) Soru: İki, üç yahut daha çok kişi arasında her hangi bir konuda bir husumet yahut tartışma çıkması halinde, köyün ileri gelenleri yahut kabilenin şeyhi, düşman olanların arasını bulmak için gelir. Hükmün taraflarının tamamlanması ve anlaşmazlık sebebinin bilinmesinden sonra, onlar en çok hata yapana iki yahut üç, bazen daha fazla hayvan kesmeyi, az hata yapana da bir hayvan kesmeyi emrederler. Ayrıca hasımlardan bunun dışında bazı eşyalar da alırlar. Hasımlardan her biri kendilerine emredilen hayvanları keserler ve yemekte bütün cemaat ve o konuda hüküm veren adil kimseler de hazır bulunur. Hasımlar, ister fakir isterse zengin olsunlar, bu hükümlerden kurtulma imkanları yoktur. Söyledikleri gibi bu adet, zaman veya gecikme cezası diye isimlendirilir. Onlar, anlaşmazlıklarını çözmek için, hükümlerinin çoğunda orada bulunan hükümet dairelerine başvurmazlar. Burada beni ilgilendiren, bu gibi adetlerde bu hükmün caiz olup olmamasıdır. Bu gibi fiilleri işleyen, şu: Allahtan başkası adına boğazlayana Allah lanet etsin. sözünün manası altına girer mi, yoksa girmez mi? Şu da bilinmelidir ki o, bir kimsenin, yahut bazı kimselerin ve bir başkanın yahut kabile başkanının rızasıyla kesiyor ve kan akıtıyor. Bu konuda beni bilgilendirmenizi rica ediyorum.


Cevap: İslam şeriatının getirdiği hukuk üzere, düşmanlıklarda hata yapanın hatasını ortaya çıkarmak için hüküm vermek, kendisine düşmanlık yapılana yardım etmek, arayı düzeltmek ve çekişmelerde arayı bulmak, Kitap ve sünnetle sabit olan meşru bir haktır. Allah Te'âlâ şöyle buyurmuştur: Eğer müminlerden iki gurup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin. Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse artık aralarını adaletle düzeltin ve (her işte) adaletli davranın. Şüphesiz ki Allah,adil davrananları sever. (Bölümün numarası 1; Page No. 220) Yine şöyle buyurmuştur: Onların fısıldaşmalarının birçoğunda hayır yoktur. Ancak bir sadaka yahut bir iyilik yahut da insanların arasını düzeltmeyi isteyen (in fısıldaşması) müstesna. Kim Allah'ın rızasını elde etmek için bunu yaparsa, biz ona yakında büyük bir mükâfat vereceğiz. Az olsun yahut çok olsunlar hasım olan iki tarafın, husumetin sulhla sona ermesi akabinde kestikleri hayvanlara gelince, husumetin barışla neticelenmesi ve daha önce olduğu gibi kardeşlik ve huzura dönülmesi üzerine Allah'a bir şükür olarak, onu kesen tarafından teberru maksadıyla olursa, bu şeriatın teşvik ettiği ve umumi nasların hayır işlemeye ve nimetlere şükretmeye teşvik ettiği ve Ka'b b. Malik gibi sahabelerin yaptığı güzel bir iştir. Yeter ki bu, adet haline getirilip, vakitleri ve sebepleriyle vakti belirlenmiş görevlerin yerine getirilmesi gibi telakki edilmesin veyahut insanın maddi gücünün sınırlarını aşıp ona sıkıntı vermesin. Yoksa bu memnu olur. Buna mecbur bırakılan kimse onu yerine getirmekten vazgeçtiği zaman bu ayıp ve kınama sayılır. Belki de barış akamete uğrar, hüküm bozulur ve husumet, önce olduğu gibi geri döner yahut daha şiddetli olur da, barışı gerçekleştiren kimse, her iki tarafa, başka çıkış kapısı bırakmayacak bir şekilde bunu zorunlu kılarsa, bu, Allah'ın izin vermediği bir kanun koyma olur. Ancak bu, onu te'dip etmek ve kendilerine düşmanlık yapılan kimselerin hatırını hoş tutmak için, işledikleri düşmanlık ve hata miktarınca, sadece düşmanlık yapan yahut hatalı olan kimse için tazir cezası olursa, fakihlerden malla tazir cezasını tecviz edenlere göre bu caizdir. (Bölümün numarası 1; Page No. 221)  Bu durumda tazir malı, hakemler ve barış meclisinde bulunanlar için kesilmesini zorunlu kılmaksızın, iki hakemin şer'an uygun gördüğü beytü'l-mal'e yahut diğer iyilik ve hayır yerlerinden bir yere harcanır. Bu kesilen hayvanların hükmü, Allah'tan başkası adına putlar ve salih kimselerin kabirleri yanında kesilen, yahut onlara kurbiyet yahut bir ihtiyacı yerine getirme yahut bir zararı defetme yahut bir menfaat elde etme ümidiyle cinler için kesilen kurbanların hükmü gibi değildir. Ancak bu, dinde bid'at ihdas etmeyi ve Allah'ın izin vermediği bir kanunla amel etmeyi menetme durumunda olan bir şeydir. Bu, Allah Te'âlâ'nın şu ayetinin manasına girmeye yakındır: (Yahudiler) Allah'ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını); (hıristiyanlar) da rahiplerini ve Meryem oğlu Mesîh'i (İsa'yı) rabler edindiler. Ondan şu hadisin manasına girmeye daha çok yakındır: Allahtan başkası adına boğazlayana Allah lanet etsin. Her iki amel, dalalet ve iftira olsa da...Başarı Allah'tandır! Allah, peygamberimiz Hz. Muhammed'e (s.a.v.), âilesine ve sahabesine salât ve selam etsin.

Tags: