Yezid b. Mu'aviye hakkında iki ayrı uç ve bir orta yollu olmak üzere farklı görüşler vardır

(Bölümün numarası 3; Page No. 390) Boş sayfa (Bölümün numarası 3; Page No. 391)  Sahabe İle İlgili Konular (Bölümün numarası 3; Page No. 392) (1466) no'lu fetva: Soru: Türkiye müslümanlarının çoğu Muaviye ve oğlu Yezid'e devamlı olarak lanet okumaktadırlar. Onlar bu konuda haklılar mı, değiller mi?


Cevap : Muaviye (r.a.) ile ilgili olarak; o, Resûlullah'ın (s.a.v.) sahabelerinden ve vahiy katiplerinden biridir. Resûlullah'ın (s.a.v.) sahabeleri mü'minlerin en hayırlılarıdır. Sahabelere sövmek yasaklanmıştır ki onlara lanet etmek hayli hayli yasak edilmiştir. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.) Buhârî ve Müslim'de sabit olan bir hadiste şöyle buyurmuştur: En hayırlı insanlar benim çağımdakilerdir, sonra onların ardından gelenler, sonra onların ardından gelenlerdir. Yine sahih bir hadiste sabit olduğuna göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Ashabıma sövmeyin. Canımı kudret elinde bulunduran Allah’a yemin ederim ki herhangi biriniz Uhud dağı kadar altın infak etse, onlardan birinin bir ölçek hatta yarım ölçek sadakasına ulaşamaz. (Bölümün numarası 3; Page No. 393) Mu'aviye hakkında iyi bir isnadla rivayet edildiğine göre Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Allah'ım ona kitabı ve hesabı öğret ve kötü azaptan onu koru. Bunu Şeyhulislam İbn Teymiye (r.a.) zikretmiştir.Bunlar bilindiğine göre; Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat'in Hz. Peygamber'in (s.a.v.) sahabeleri hakkındaki şu esaslarını bilmek yerinde olacaktır:(a): Resûlullah'ın (s.a.v.) sahabeleriden, ister Mu'aviye olsun, ister bir başkası olsun, herhangi birine söven kimse, müslümanların ittifakıyla etkili bir cezayı hak eder. İlim adamları bu cezanın ölüm cezası mı yoksa daha başka bir ceza mı olacağı konusunda farklı görüşlere ayrılmışlardır.(b): Kalplerini ve dillerini Resûlullah'ın (s.a.v.) sahabelerine karşı kirletmezler. Allah te'âlâ şu ayette onları şöyle nitelemiştir: Bunların arkasından gelenler şöyle derler: Rabbimiz! Bizi ve bizden önce gelip geçmiş imanlı kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma! Rabbimiz! Şüphesiz ki sen çok şefkatli, çok merhametlisin! (Bölümün numarası 3; Page No. 394) (c): Şöyle derler: sahabelerin işlediği olumsuzluklar hakkında gelen rivayetlerden kimisi yalandır; kimisinde ilaveler bulunmaktadır; kimisinde eksiltmeler yapılmıştır; kimsinde değiştirmeler mevcuttur. Bu rivayetlerden sahih olanların muhtevalarıyla ilgili olarak sahabeler mazurdurlar. Ya içtihat edip isabet etmiş ve iki ecir almışlardır ya da isabet edemeyip sadece bir ecir almışlardır. Hata sahabeler lehine bağışlanmıştır. Bununla birlikte Ehl-i sünnet, sahabelerden her birinin büyük ve küçük günahlardan masum oldukları inancına sahip değildir. Bilakis sahabelerin genel olarak günah işlemesi mümkündür. Kendilerinden sadır olan şeylerin -eğer varsa- bağışlanmasını icap edecek iyilikleri, geçmiş amelleri, faziletleri bulunmaktadır. Öyle ki kendilerinden sonra gelenler için bağışlanmayacak kötülükler onlar (sahabeler) için bağışlanır. Çünkü onlar kendilerinden sonrakilerin sahip olamadıkları ve kötülüklerinin silinmesine vesile olacak iyiliklere sahiptirler. Hz. Peygamber'in (s.a.v.) sözüyle sabit olmuştur ki sahabeler, en hayırlı nesil olup -daha önce de geçtiği üzere- onlardan birinin tasadduk ettiği bir veya yarım ölçek, kendilerinden sonra gelen birinin tasadduk edeceği Uhud Dağı kadar altından daha üstündür. Hem sonra sahabelerden birinden bir günah sadır olmuş ise, o günahtan tevbe etmiş veya o günahı silecek iyilikler işlemiş yahut da geçmiş amellerinden veya Muhammed (s.a.v.)'in şefâatinden -ki o'nun şefaatini en fazla hak edenler olanlardır- ötürü bağışlanmış olabilir. Veyahut da daha dünyada iken bir belaya maruz kalmıştır da bu bela o günahına kefaret teşkil etmiş olabilir. Günah olduğu kesin olan hususlarda durum bu şekilde olduğu halde içtihat ettikleri meselelerdeki durum nasıldır? İçtihalarında isabet etmişlerse, iki ecir almışlar; isabet edememişlerse, sadece bir ecri hak etmişlerdir. Hata, onlar lehine bağışlanmıştır. Hem sonra bazı sahabelerin fiillerinden olup makbul olmayanlar, oldukça az sayıdadır ve Allah'a ve Resûl'üne iman, Allah yolunda cihad, hicret, Allah'ın dinine destek olmak, faydalı ilim ve salih amel gibi sahip oldukları erdemler ve işledikleri iyilikler yanında yok denecek kadar azdır. (Bölümün numarası 3; Page No. 395) (d) Ayrıca şöyle derler: Sahabe hakkında orta yollu ve itidalli olmak, onlar arasında meydana gelen olaylar hakkında konuşmamak gerekir. Zira bir grubun masum olduğu söylenirken bir diğer grup günahkar sayılamaz. İki taraftan da aşırı gitmiş olan Şii ve Haricilerden olan bidat ehlinde durum bunun hilafınadır. Bir grup masum görlürken bir grup günahkar kabul edilmiş ve dolayısıyla aralarında selefe ağır sözlerle sövdükleri bidatler ortaya çıkmıştır. Hatta çok azı müstesna olmak üzere onları fasık saymışlar ve tekfir etmişlerdir. Nitekim Hariciler Hz. Ali'yi ve Hz. Osman'ı tekfir etmişler; onlarla savaşmayı helal saymışlardır. Hz. Peygmaber'in (s.a.v.) şu sözünde işaret edilen kimseler onlardır: Müslümanlar bölündükleri zaman bir grup insan dinden çıkacaktır ki, iki taraftan hakka en yakın olanlar, onları öldürecektir. Hz. Ali onlara karşı savaşmıştır. Onlar Hz. Ali'ye karşı kalkışan ve ona dost olanları tekfir eden dinden çıkmış kimselerdir. Hz. Peygamber (s.a.v.) Hasan b. Ali hakkında şöyle demiştir: Benim bu oğlum efendi( seyyid)dir. Allah onunla, müslümanlardan iki büyük topluluğun arasını ıslah edecektir. Ve Allah onunla (Hz. Hasan ile) Ali ve Mu'aviye arasını ıslah etmiş, barıştırmıştır. Bu da onun Allah ve Rasûlü'nün sevdiği bir şeyi yapmış olduğunu ve o iki grubun Resûlullah'ın (s.a.v.) savaşılmasını emrettiği Haricilere benzemediklerini gösterir. Bu sebeple Hz. Ali Haricilere karşı savaşması nedeniyle sevinmiş; (Bölümün numarası 3; Page No. 396) Sıffîn ve Cemel savaşlarından ötürü hüzün duyup keder ve elem hissetmiştir. Ayrıca her iki tarafın suçsuz kabul edilmeleri ve öldürülenlerine rahmet okunması gerekir. Çünkü bu şekilde davranılması, üzerinde ittifak edilmiş hususlardandır. Ayrıca bu iki taifeden her biri mümin olup Kur'ân, mü'minlerle savaşmanın onları iman dışına itmediğine tanıklık etmiştir. Allah şöyle buyurmuştur: Eğer müminlerden iki gurup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin. ... Rivayet edilen "İki halife savaştığı zaman bunlardan biri lanetlenmiştir." şeklindeki hadis, yalan olup hadis ilmi alimlerinden hiçbiri tarafından rivayet edilmemiştir. Hz. Mu'aviye Halifelik iddiasında bulunmamış ve savaşırken Hz. Ali'ye biat etmemiştir. Hz. Ali ile savaşırken de halife olduğu için, halifeliği hak etmediği için ve kendisi ile ashabı savaşa ilk başlayanın Ali olduğu görüşünde oldukları için savaşmamıştır. Bilakis Hz. Ali, insanların iki halifesi olamayacağı nedeniyle onların kendisine biat ve itâat etmeleri gerektiği, onların ise itâatten çıkmış oldukları görüşüne sahip bulunduğundan, üzerlerine düşen vacibi yerine getirinceye, itaat ve cemâat birliği sağlanıncaya dek onlarla savaşmasının uygun olduğu görüşünü benimsemiştir. Onlar ise: Hz. Osman'a (r.a.) karşı kalkışmada bulunup onu katletmiş olan ve Hz. Ali'nin (r.a.) ordusu içinde bulunan kimselerden Hz. Osman'ın (r.a.) hakkı alınıncaya kadar böyle bir vecibeleri olmadığını söylemişlerdir.Yezid b. Mu'aviye hakkında ise insanlar, iki ayrı uçta ve bir orta yollu olmak üzere farklı görüştedirler. Yezid hakkındaki bu üç görüşün en mutedil olanı, Yezid'in müslümanların hükümdarlarından biri olduğu, iyilikleri ve kötülükleri bulunduğu ve Hz. Osman'ın (r.a.) halifeliği döneminde dünyaya geldiği, kafir olmadığı, fakat Hz. Hüseyin'in öldürülmesi ve Hira halkının başına gelenlerin onun sebebiyle gerçekleştiği şeklindedir. Sahabi de değildir, Allah'ın salih veli kullarından da değildir. Şeyhulislam İbn Teymiyye (r.a.) şöyle demiştir: (Bölümün numarası 3; Page No. 397)  Akıl, ilim, sünnet ve cemaat ehli olanların genelinin görüşü bu yöndedir. Ona (Yezid'e) lanet okunması konusunda ise insanlar üç gruba ayrılır: Lanet eden grup, seven grup ve ne seven ne de söven grup.. Şeyhulislam İbn Teymiye (r.a.) şöyle demiştir: İmam Ahmed'den nass olarak gelen rivayet de bu yönde olup İmam Ahmed'in sahabesinden ve diğer tüm müslümanlardan orta yollu olanlar da bu görüştedir. Orta yollu bu görüş, Yezid'in lanet edilmesini gerektirecek bir fasıklığının sabit olmadığı veya kim olduğu belli muayyen fasıka hususi bir şekilde, tahrimi veya tenzihi olarak, lanet okunamayacağı temeline dayanmaktadır. Sahîh-i Buhârî'de sabit olan ve Hz. Ömer'den (r.a.) rivayetle gelen Abdullah b. Himâr kıssasına göre Abdullah b. Hımar tekraren içki içip de Resûlullah (s.a.v.) kendisine celde vurunca bir sahabi ona lanet okudu ve Hz. Peygamber (s.a.v.) Ona lanet etme. Çünkü O Allah'ı ve Resûlü'nü sever. şöyle buyurdu. Ayrıca Hz. Peygamber: Mü'mine lanet etmek, onu öldürmek gibidir. (Muttefekun aleyh) buyurmuştur. Buna benzer şekilde tehdit içeren nasslar, yetimlerin malını yemek, zina ve hırsızlık konusunda geneldir. Dolayısıyla bu fiilleri işleyen biri hakkında bizatihi cehennemlik olduğu yönünde bu nasslar tanık olarak gösterilemez. Çünkü normalde gerçekleşmesi gereken sonuç geçerli bir nedenden ötürü gerçekleşmeyebilir. Meselâ kötü fiili işleyenin tevbe etmesi, iyi ameller işlemesi, kefaret olacak musibetlere maruz kalması, makbul bir şefaate mazhar olması, ve buna benzer diğer kefaret sebepleri gibi.. Bunlar Yezid'e sövmenin ve lanet okumanın yasak olması açısındandır.Yezid'e sevgi beslenilmemesi konusunda ise, kendisini sevmeyi gerektirecek salih ameller ondan sadır olmamıştır. Sultanlardan, hükümdarlardan biri olarak kalmıştır. (Bölümün numarası 3; Page No. 398)  Hem yaşantısıyla ve hem de Hz. Hüseyin'in ve Hire halkının durumuyla ilgili olarak kendisinden fasık ve zalim olmasını gerektirecek şeyler sadır olduğundan dolayı bu türden olan kimselere sevgi beslenmesi ve beslenmesi meşru değildir.Başarı Allah'tandır! Efendimiz Muhammed'e (s.a.v.), âilesine ve sahabesine salât ve selam olsun.

Tags: