İlim talebelerinin taklit etmeleri gerektiğini söyleyen kimsenin hatalı olduğu

(12548) no'lu fetva: Soru: Bizim dilimizde yazılmış bir kitapta okuduğuma göre yazar şunları söylemektedir: İslam'daki mezhep imamlarının (Ebu Hanife, Ahmed, Malik ve Şafii'nin) ve diğerlerinin ashabının konumu, Hıristiyanlıktaki Pavlos'un konumuna benzemektedir. Çünkü onlar da insanları, Hz. Peygamber'den (s.a.v.) gelen deliller bulunmasına rağmen hakikatten kendi hevalarına doğru yönlendirmektedirler. Bu deliller var olmasına rağmen kendi görüşlerini ileri sürmüşlerdir. Buna verilecek cevap nedir? Yazar şöyle söylemektedir: Onları taklit edenler ve takip edenler kafirdirler. Çünkü Hz. Peygamber'in (s.a.v.) söylediklerini bırakıp insanlara tabi olmaktadırlar.


Cevap: Hamd yalnız Allah'adır. Salât ve selâm onun resulüne, âilesine ve sahabesine olsun. Bu girişin ardından; (Bölümün numarası 5; Page No. 77) Öncelikle; Dört mezhep imamı, Ebu Hanife, Malik, eş-Şafii ve Ahmed b. Hanbel erdem sahibi ilim adamlarından, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) takipçilerinden, şerî hükümleri tafsilî delillerinden çıkarmaya, içtihat etmeye ehil kimselerdendir. Sözü geçen yazarın, bu imamların insanları hakikatten çevirip kendi hevalarına tabi kıldıkları şeklindeki sözleri ise, o imamlar hakkında bir yalan ve iftiradan ibarettir. Onları taklit eden kimse kafir değildir. Çünkü insan hükümleri bilmiyorsa ve dört mezhepten birine tabi oluyorsa, bu konuda herhangi bir sıkıntı bulunmamaktadır. Daha önce dört mezhep hakkında tarafımızdan şöyle bir fetva yayınlanmıştı: Fakihlerden müçtehit olanların sayısı, özellikle Resûlullah'ın (s.a.v.) hayırlı olduğu yönünde şahitlik ettiği üç asırda çok idi. Yıllar içerisinde bu müçtehitlerden şu dördü meşhur olmuştur: Ebu Hanife Numan b. Sabit (Irak'ta) ; Ebu Abdullah Malik b. Enes el-Asbahi (Medine-i Münevvere'de) ; Ebu Abdullah Muhammed b. İdris eş-Şafii el-Kuraşi (Kureyş'in âlimi ve övünç vesilesi); Ebu Abdullah Ahmed b. Muhammed b. Hanbel eş-Şeybani (ehl-i hadisin imamı ve öncüsü, yaşadığı dönemde Irak halkının fakihi)..Meşhur olmalarını sağlayan çok sayıda sebep bulunmaktadır. Bu sebeplerden biri mezheplerinin kevnî sünnet (tabii kanun) gereği yetiştikleri veya yolculuk ettikleri topraklarda yayılmasıdır. Meselâ; Ebu Hanife ve Ahmed'in -Allah ikisine de rahmet etsin- Irak'taki; Malik'in Medine'deki ; ve Şafii'nin Mekke ve (Bölümün numarası 5; Page No. 78) Mısır'daki durumu gibi.. Bir diğer sebep de talebelerinin ve mezheplerini benimseyen, onların usulüne göre hareket eden kimselerin faaliyetleri, kendi memleketlerinde veya göç ettikleri yerlerde onların mezhebine davette bulunma çabalarıdır. Meselâ; Irak'ta Muhammed b. Hasan ve Ebu Yusuf gibi.. Mısır'da İbnu'l-Kâsim ve Eşheb; Fas'ta Sahnûn; Mısır'da er-Rabi' b. Süleyman gibi.. Şam ve Irak'ta İmam Ahmed'in talebeleri gibi.. Bir başka sebep de yönetimlerin bir mezhebi ve o mezhebin ilim adamını benimsemesi ve onları kadılık gibi makamlara getirmesi; onlar için medreseler açması, vakıf ve benzerleri vasıtasıyla türlü imkanları onlar yararına kullanmasıdır. O ilim adamlarından hiçbiri kendi mezhebine davette bulunmamış, mezhebine taassupla bağlanmamış, kendi benimsediği mezhebe veya muayyen başka bir mezhebe göre amel etme konusunda insanları mecbur tutmamıştır. Onlar insanları yalnızca Kitab'a ve sünnete göre amel işlemeye çağırarak dinin nasslarını açıklarlar; dinin kaidelerini beyan edip bu kaideler üzerinden ferî meseleleri tespit ederlerdi. Talebelerinden olsun sair kimselerden olsun hiç kimseyi belli bir görüşe mecbur bırakmaksızın muhatap oldukları sorulara göre fetva verirlerdi. Bilakis belli bir görüşe ilzam etmeyi ayıplarlardı. Sahih hadise muhalif olduğu takdirde kendi görüşlerinin duvara çarpılmasını isterlerdi. İçlerinde şöyle söyleyen vardır: Sahih olduğu takdirde hadis, benim mezhebimdir. (Bölümün numarası 5; Page No. 79) Bu mezheplerden ille de belli birine ittiba etmek hiç kimse için vacip değildir. Kişiye vacip olan şey, mümkün olduğunca hakkı tanımak, öğrenmek için çaba göstermesi, Bu konuda önce Allah'ın, sonra da geçmiş müslüman ilim adamlarının geriden gelenlere bıraktıkları nassların anlaşılmasını ve uygulanmasını kolaylaştırdıkları ilmi mirasın yardımına başvurmalarıdır. Nass ve benzerlerinden herhangi bir engelden ötürü hüküm çıkaramayacak durumda olan kimseler şerî hükümlerle ilgili ihtiyaç duydukları meseleleri güvenilir ilim adamlarına danışırlar. Çünkü Allah te'âlâ şöyle buyurmuştur: Eğer bilmiyorsanız, bilenlere sorun. Ayrıca bu durumdaki kimselerin soracakları sorular hususunda ilim, fazilet, takva ve salah ile meşhur güvenilir ilim adamlarını araştırmaları gerekmektedir.Başarı Allah'tandır! Allah, peygamberimiz Muhammed (s.a.v.)'e âilesine ve sahabesine salât ve selam etsin

Tags: