Hz. Peygamberin (s.a.v. ) bizim gibi beşer olmadığı ve onun gaybı bilen ve kamil kudret sahibi olduğunu söylemek

(Bölümün numarası 1; Page No. 448) (642) no'lu fetva: Soru: Birinci Konu: Hz. Peygamber (s.a.v.) bizim gibi beşer değildir.


Cevap: Bu kelime hak veya batılı içerebilir genel bir ifadedir. Bu kelimeyle Hz. Peygamberin beşer yönü ortaya konuluyorsa da her yönüyle tam da beşer gibi değildir. İnsani sıfatlar taşır. Yer, içer, sağlıklı ve hasta olur, hatırlar ve unutur, yaşar ve ölür, kadınlarla evlenir. Allah'ın kendisine bahşettiği kendisine vahiy gelmesi ve insanlara uyarıcı ve müjdeleyici olarak gelmesi, Allah'ın izniyle, Allah'a davet eden, aydınlatan bir ışık olması gibi özel halleri de vardır. Bütün bunlar haktır. Kur'ân da bunları haber vermiştir. Hayatın gerçekleri de bunu doğrulamıştır. Allah teâlâ diyor ki De ki: Ben, yalnızca sizin gibi bir beşerim. (Şu var ki) bana, İlâh'ınızın, sadece bir İlâh olduğu vahyolunuyor. Artık her kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, iyi iş yapsın ve Rabbine ibadette hiçbir şeyi ortak koşmasın. Burada kendisine, ümmetine onlar gibi bir insan olduğunu haber vermesi emredilmiştir. Farkı, Allah (c.c.) onu Peygamberlik yükünü taşıması için seçmiş, hidayet ve tevhid inancını kendisine vahyetmiş olmasıdır. Allah Teâlâ Peygamberlerle ümmetleri arasındaki diyaloğu anlatırken şöyle buyurur: Peygamberleri dedi ki: Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe mi var? Halbuki O, sizin günahlarınızdan bir kısmını bağışlamak ve sizi muayyen bir vakte kadar yaşatmak için sizi (hak dine) çağırıyor. Onlar dediler ki: Siz de bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsiniz. Siz bizi atalarımızın tapmış olduğu şeylerden döndürmek istiyorsunuz. Öyleyse bize, apaçık bir delil getirin!(10)Peygamberleri onlara dediler ki: "(Evet) biz sizin gibi bir insandan başkası değiliz. Fakat Allah nimetini kullarından dilediğine lütfeder. Allah'ın izni olmadan bizim size bir delil getirmemize imkân yoktur. Müminler ancak Allah'a dayansınlar." (Bölümün numarası 1; Page No. 449) Peygamberler bizim gibi beşer olduklarını onaylarlar. Ancak Allah teâlâ onlara peygamberlik görevi vermiştir. Allah Teâlâ kullarından dilediğine, dilediği nimeti verir ve onlardan istediğini de, insanları karanlıktan aydınlığa çıkarması için seçer. Bununla ilgili Kur'ân'da çok ayet vardır.Bununla Hz. Peygamberin asıl itibariyle beşer olmadığını, beşer olsa da hiçbir şekilde beşer sıfatında olmadığını, her sıfatta külliyyen onlardan farklı olduğunu söylerse, bu gerçeklerin yalanladığı bir batıl söz olur. Kur'ân'ın Hz.. Peygamberin beşer ve insanlardan biri olduğunu tespit eden ayetlerine ters düştüğü için açık bir küfür olur. Farkı, Allah'ın (c.c.) kendisini vahiy, nübüvvet ve mücizelerle tahsis etmesidir.Bu sözle kastedilen kamil bir kudret sahibi olması ve gaybı bilmesiyle beşer değildir, anlamı kastediliyorsa, ikinci ve üçüncü noktaları açıklarken cevap verilecektir.Bunların dışında birşey kastedilmişse, bunu söyleyen kimsenin ne murad ettiğine bakılır. Buna göre hüküm verilir.Her halükarda, bu kelime olumlu veya olumsuz gelişigüzel kullanılmaz. Ayrıntıya girip açıklanmalıdır. Çünkü bu genel bir ifade olup kapalılık vardır. Bu yüzden Kur'ân olumlu manada kullanırken Peygamberlere özel olan şeyleri açıklamıştır. Önceki ayetlerde olduğu ve (Bölümün numarası 1; Page No. 450)  şu ayeti kerimede de buyurulduğu gibidir: De ki: Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana İlâhınızın bir tek İlâh olduğu vahy olunuyor. Artık O'na yönelin, O'ndan mağfiret dileyin. Ortak koşanların vay haline!(6)Onlar zekâtı vermezler; ahireti inkar edenler de onlardır. Genelleme yaparak beşere benzetme yaparken Peygamberlerin kadrini eksiltmek ve onların peygamberlik risaletini inkarı çağrıştırmasından korkulduğu gibi, beşere benzemeyi genel olarak reddederek, Peygamberler konusunda aşırı yüceltme ve onları olmadıkları makamda hatta Allah makamında görerek haddi aşma korkusu da vardır. Müslüman için yapılması gereken, hakkın batıldan, hidayetin de dalaletten ayrılması için, ayrıntı verip açıklama yapmaktır. İkinci Konu: Hz. Peygamberin (s.a.v.) gaybı bilmesi konusu. Cevap: Gaybı bilmek, Allah'ın a.c. kendisine ayırdığı bir konudur. Allah teala der ki: De ki: Göklerde ve yerde, Allah'tan başka kimse gaybı bilmez. Ve onlar ne zaman diriltileceklerini de bilmezler. Allah teâlâ diyor ki: Gaybın anahtarları Allah'ın yanındadır; onları O'ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde ne varsa bilir; O'nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır. Allah teâlâ der ki: Kıyamet vakti hakkındaki bilgi, ancak Allah'ın katındadır. Yağmuru O yağdırır, rahimlerde olanı O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Yine hiç kimse nerede öleceğini bilemez. Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır. (Bölümün numarası 1; Page No. 451) Allah teâlâ der ki: De ki: "Ben, Allah'ın dilediğinden başka kendime herhangi bir fayda veya zarar verecek güce sahip değilim. Eğer ben gaybı bilseydim elbette daha çok hayır yapmak isterdim ve bana hiçbir fenalık dokunmazdı. Ben sadece inanan bir kavim için bir uyarıcı müjdeleyiciyim Allah teâlâ der ki: De ki: Ben peygamberlerin ilki değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben sadece bana vahyedilene uyarım. Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım. Bu ve başka ayetler Allah'ın (a.c.) Gayb İlmini kendisine ayırdığına delalet eder. Ancak Allah (a.c.) meleklerinden ve peygamber gibi bazı kullarına bir takım gaybi haberleri bildirmiştir. Onlar da, Allah'ın kendilerine bildirdikleri kadarıyla o bilgileri bilirler. Allah teâlâ der ki: De ki: Tehdit edilegeldiğiniz (azap), yakın mıdır, yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi koyar, ben bilmem.(25)O bütün görülmeyenleri bilir. Sırlarına kimseyi muttali kılmaz;(26)Ancak, (bildirmeyi) dilediği peygamber bunun dışındadır. Çünkü O, bunun önünden ve ardından gözcüler salar, Allah teâlâ, onun sözünü dinlediklerinde meleklerde oluşan bir çeşit baygınlığı ve korkuları giderildikten sonra onların hallerini ifade ederken şöyle buyurur: Nihayet onların yüreklerinden korku giderilince: Rabbiniz ne buyurdu? derler. Onlar da: Hak olanı buyurdu, derler. O, yücedir, büyüktür. İmam El-Buhari Sahihinde Abdullah b. Ömer (r.a.) Resulullahın şöyle dediğini rivayet eder: Gaybın anahtarları beştir. Onları Allah'tan başkası bilmez. : Kıyamet vakti hakkındaki bilgi, ancak Allah'ın katındadır. Yağmuru O yağdırır, rahimlerde olanı O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Yine hiç kimse nerede öleceğini bilemez. Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır. (Bölümün numarası 1; Page No. 452) İmam Müslim Hz. Ömer b. el-Hattab'tan içinde şu bilginin geçtiği hadisi zikreder: Cibril (a.s.) Hz. Peygambere İslamı, İmanı ve İhsanı sorar. Sonra ona kıyameti sorar. Efendimiz (s.a.v.) bunun üzerine şöyle der: Sorduğun kişi, sorandan daha çok bilmiyor. Ancak alametlerini söyliyeyim. Kadın efendisini doğurduğunda ki bu alametlerindendir. Ayağı yalın, çulsuzlar insanların önderleri olmuşsa bu alametlerindendir. Bunlar Allah'tan başkasının bilmediği 5 tanedendir. Kıyamet vakti hakkındaki bilgi, ancak Allah'ın katındadır. Yağmuru O yağdırır, rahimlerde olanı O bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilemez. Yine hiç kimse nerede öleceğini bilemez. Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir, her şeyden haberdardır. Sahih bir hadiste şöyle geçer: Ümmü'l-Alâ el-Ensariyye -Hz. Peygambere beyat edenlerdendi- şunu haber verdi: Ensar, Muhacirler için mesken konusunda kurra çekerken Osman b. Mazun'ı çıkmıştı. Ummu'l-Ala dedi ki: Osman (r.a.) bizde hastalandı ona baktım. Öldüğünde elbiselerine sardım. Bunun üzerine bize Rasulullah geldi. Ben dedim ki: Ebu's-Saib Allah'ın rahmeti senin üzerine oldu. Şahadet ederim ki, Allah sana ikram etmiştir. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: (Bölümün numarası 1; Page No. 453) Allah'ın ona ikram ettiğini nereden bildin? Anam babam sana feda olsun! Ya Rasulallah! Bilmiyorum. Kim bilir? O şu anda yakini bilgi kendisine geldi ve biliyor. Vallahi ben ona hayır diliyorum. Ben Rasulullah olarak -vallahi- bana ne olacağını bilmiyorum. Başka bir rivayette: Ben bir peygamber olmama rağmen ona ne olacağını bilemiyorum. Hadis. İmam El-Buhari ve İmam Müslim İbn Abbas yoluyla rivayet ettikleri hadiste şöyle dedi Hz.Peygambere müşriklerin çocukları sorulduğunda, Allah onların durumunu en iyi bilendir, diye buyurdu. Kur'ân ve Sünnette buna dair çok bilgi vardır. Şurası çok açıktır ki, Resulullah (s.a.v.) Allah'ın kendisine bildirdiğinden öte gaybi bilmez. Üçüncü Konu: Resulullah (s.a.v.) kamil kudrete sahiptir. Cevap: Rasulullahın kudretinin kamil olmasıyla kastedilen, onun nesepten gelen insani gücündeki kamillik ise bunda şüphe yoktur. Mutlak manada kamillik kastediliyorsa bu batıldır. Resulullahı aşırı büyütmek ve yaratılmışı yaradana benzetmek olur. Çünkü kudrette mutlak kamillik Allah'a (a.c.) özgü birşeydir. Resulullahın kudreti kendisinden değil, Allah'tan kendisine verilen sınırlı bir kudrettir. Bu sebeple hastalığında ve sağlığında artma ve eksilme göstermiştir. Kafirler kendisinden ayet (mucize) göstermesini istediklerinde Allah Resulullaha şöyle söylemesini emretmiştir: Mucizeler ancak Allah katındandır. (Bölümün numarası 1; Page No. 454) Kendisinden azabı göstermelerini istediklerinde, Allah yine şöyle söylemesini emretmiştir: De ki: Acele istediğiniz şey benim elimde olsaydı, elbette benimle sizin aranızda iş bitirilmişti. Bu ve bunun dışında ayetlerde Peygamberimizin mutlak kamil seviyesinde gücünun olmadığı ifade edilir. Bu aslında Allah'a ait bir güçtür. Bu konuda sahih bir hadiste şu ifadeler yer alır: Atından düşüp yan tarafını yaraladı, öyleki insanlara oturarak namaz kıldırdı. Uhud savaşında isabet almasını anlatan hadiste; Ve Hicretten önce insanları tevhid dinine çağırmak için Taif'e gitmesini anlatan hadiste; Sahih el- Buhari'de geçen, Hz. İbn Abbas ( r.a. ) rivayet etti. Peygamber (s.a.v) dedi ki: Allah'ın Peygamberinin (s.a.v.) yüzünü kanatan bir kavme karşı, Allah'ın öfkesi şiddetli oldu. ; Yine Sahih el-Buhari'de Sehl b. Sa'd'an rivayetle o peygamberin yaralanmasını sorduğunda şöyle dedi: Vallahi ben Resulullahın yarasını kimin yıkadığını, kimin su döktüğünü, yarayı neyle tedavi ettiklerini kesinlikle biliyorum. Dedi ki: Resulullahın kızı Hz. Fatima (r.a.) yarayı yıkıyandı, Hz. Ali, siper aldıkları yerde suyu dökendi. Hz. Fatima (r.a.) suyun kan akışını artırdığın görünce, bir hasır parçasını yaktı ve onu yaraya bağladı. Böylece kan durdu. (Bölümün numarası 1; Page No. 455) Hz. Peygamberin o gün ön dişi kırıldı, yüzü yaralandı, başındaki miğferi parçalandı. Şayet Resulullahın kamil kudreti olsaydı, düşmanlarından kimse ona yüzünü yaralıyarak, dişini kırarak ve başındaki miğferini parçalayarak eziyet edemezdi.Başarı Allah'tandır! Efendimiz Muhammed'e (s.a.v.), âilesine ve sahabesine salât ve selam olsun.

Tags: