Hz. Peygamber'in hücre-i sa'âdetlerinin hizmetkarı ile ilgili elden ele dolaşan kağıtlar

(Bölümün numarası 3; Page No. 105)  Hz. Peygamber'in hücre-i sa'âdetlerinin hizmetkarı diye isimlendirilen kişi ve benzerleriyle ilgili bid'atlar (Bölümün numarası 3; Page No. 106) (999) no'lu fetva: Soru: Sorunun içeriği şöyle: Soru sahibine bir kağıt gelmiş bu kağıtta yer aldığına göre Hz. Peygamber'in hücre-i sa'âdetlerinin hizmetkarı Şeyh Ahmed, uyumaya hazırlanırken Hz. Peygamber'i görmüş ve Hz. Peygamber kendisine insanlar hakkındaki birçok fesatla ilgili haberler vermiş. Ümmetinden yüz altmış bin kişinin her cuma günü müslümanlıktan başka bir hal üzere öleceğini bildirmiş. Kıyametin bazı işaretlerinden ve yakında kopacağından söz etmiş. Ve bu vasiyeti insanlara ilân etmesini kendisine emretmiş. Bu vasiyete inanan ve yayılması için çalışanlara güzel şeyler hazırlandığını; yalanlayıp gizleyen ve insanlara ulaştırmayanlar için de kötülükler bulunduğunu haber vermiş. Rüyada Şeyh Ahmed'in gördüğü daha başka şeyler de bulunmaktadır.


Cevap: Aklen mükün şer'an da caizdir ki müslüman rüyasında Hz. Peygamber'i (s.a.v.) Allah'ın yaratmış olduğu asli şeklinde, suretinde görebilir. Böyle bir rüya hak rüyadır. Çünkü şeytan Hz. Peygamber suretine bürünemez. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Beni rüyasında gören, hakîkaten görmüştür. Şeytan benim kılığıma giremez. Bu hadisi İmam Ahmed ve Buhari Enes yoluyla rivayet etmiştir. (Bölümün numarası 3; Page No. 107) Fakat insan, yalan söyleyerek Hz. Peygamber'i (s.a.v.), Allah'ın yaratmış olduğu ve bizlere sahih olarak nakledilmiş suret üzere rüyasında gördüğünü iddia edebilir. Hz. Peygamber'in (s.a.v.) yaratılış sıfatı üzere olmayan bir şahsı rüyasında görmüş ama şeytan tarafından o şahıs kendisine Hz. Peygamber imiş gibi gösterilmiş olabilir. Oysa ki o kişi Hz. Peygamber değildir. Dolayısıyla bu rüya yalan bir rüyadır. Hücre-i sa'âdetin hizmetkarı Şeyh Ahmed'e nispet edilen bu rüya ise Şeyh Ahmed'e nispeti sahihi değilse şayet, uydurma ve iftira eseri bir rüyadır. Görünen budur. Zira iddia sahibi hâlâ meçhul olup kendisini Şeyh Ahmed olarak isimlendirmekte ve bu rüyayı gördüğünü ileri sürmektedir. Hücre-i saadetin hizmetkarı Şeyh Ahmed uzun süre önce vefat etmiştir. Kendisine en yakın kimseler olan ailesine sorulduğunda Şeyh Ahmed'in uzun zaman önce vefat ettiğini bildirmişlerdir. Onun en yakını, onu en iyi tanıyan kimseler olmaları itibarıyla bu rüyanın kendisine nispet edilmesini de reddetmişlerdir. Bu rüyanın Şeyh Ahmed'e ait olduğu doğru ise, ya onun Hz. Peygamber (sav) hakkındaki kendi yalanı ve iftirasıdır, yahut da karmaşık rüyalar cinsinden, yalan hayaller cinsinden bir rüyadır. Şeytanın rüyayı gören üzerindeki kandırmacasıdır. Sadık bir rüya değildir. Bu rüyanın yalan ve iftira yahut da hayal ve sahtekarlık eseri olduğunu gösteren hususlardan biri de söz konusu rüyanın vakıaya ve Rasûlullah'ın (sav) şeriatına aykırı hususlar içermesidir.Vakıaya aykırı olan husus şudur: Söz konusu mektup; Şeyh Ahmed'in en yakınları olan âilesine sorulduğunda bu mektubun ona âidiyetini reddetmelerine rağmen, Şeyh'in vefatından sonra da sürekli olarak dağıtılmaya devam etmektedir.İslam şeriatına aykırı oluşu ise, şu aşağıdaki hususları içermesinden dolayıdır: (Bölümün numarası 3; Page No. 108) Öncelikle; Bir cumadan diğer cumaya kadar bu ümmetten İslam'dan başka bir hal üzere ölecek olanların sayı olarak belirtilerek bildirilmesi.. Bu, insanoğlunun bilemeyeceği gayble ilgili meselelerdendir. Bunları sadece Allah teâla kendilerine bildirdiği peygamberler, hayatta iken bilirler. Hz. Peygamber'in (s.a.v.) vefatıyla insanoğlundaki risalet görevi sona ermiştir. Allah te'âlâ şöyle buyurmuştur: De ki: Göklerde ve yerde, Allah'tan başka kimse gaybı bilmez. Bir diğer ayette de şöyle buyurmuştur: O bütün görülmeyenleri bilir. Sırlarına kimseyi muttali kılmaz;(26)Ancak, (bildirmeyi) dilediği peygamber bunun dışındadır. Çünkü O, bunun önünden ve ardından gözcüler salar, Bir başka ayette de şöyle buyurmuştur: Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah'ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. İkinci olarak; Hz. Peygamber'in (s.a.v.), "Ben insanların çirkin fiillerinden dolayı çok utanç duyuyorum. Rabbimin ve meleklerin karşısına çıkamıyorum." şeklinde sözler sarf ettiğini haber vermesidir ki bunun aslı esası yoktur, münker haberlerdendir. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.) vefat ettikten sonra ümmetinin halini bilmez. Hatta hayattayken de insanların içinde bulundukları durumla ilgili olarak sadece kendi gördüklerine veya şahit olanların verdikleri haberlere ya da Allah'ın kendisine bildirmesine dayalı olarak bilebilir. Meselâ İbn-i Abbas (r.a.) kendisinden gelen rivayette şöyle demiştir: Hz. Peygamber (s.a.v.) bir konuşma yaptı ve şöyle buyurdu: Siz Allah'ın huzurunda yalın ayak, çıplak ve sünnetsiz olarak haşrolunacaksınız. Ardından şu ayeti okudu: Tıpkı ilk yaratmaya başladığımız gibi onu tekrar o hale getiririz. (Bu,) üzerimize aldığımız bir vaat oldu. Biz, (vadettiğimizi) yaparız. Daha sonra da şöyle buyurmuştur: Ancak ümmetimden bazı adamlar getirilir ve sol tarafa konulurlar. Ben de "Ya rabbi! Onlar benim ashabımdır." derim. Bunun üzerine (Bölümün numarası 3; Page No. 109) "Sen bilmiyorsun, onlar senden sonra neler ihdas ettiler.." Ben de bunun akabinde o salih kulun şu sözlerini söylerim: İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine kontrolcü idim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi hakkıyle görensin. Ve denir ki: "Onlar sen kendilerinden ayrıldığından beri topukları üzerinde gerisin geri dönerek mürted olup kaldılar." Bu hadisi Buhârî rivayet etmiştir. Vefatından sonra ümmetinin içinde bulunduğu hali bildiği var sayılsa bile bu onun için bir sıkıntı teşkil etmez. Ümmetin günahlarının, masiyetlerinin çokluğu nedeniyle kendisine bir günah veya utanç isabet etmez. Büyük şefaatle ilgili hadiste sabit olduğuna göre kıyametteki o karşılaştıkları durumun şiddeti artınca kafir olsun müslüman olsun insanlar peygamberlerden şefaat talebinde bulunacaklar. Her bir peygamber Allah katında onlara şefaat etmek hususunda mazeret beyan edecek ve en nihayetinde Hz. Peygamber'e (sav) gidip kendilerine Allah katında şefaat etmesini isteyecekler. Hz. Peygamber de onlara, işlemiş oldukları masiyetlerin çokluğu veya kafirlerin içinde bulundukları küfür hali kendisine mani olmaksızın ve utanç duymaksızın şefaat isteklerine olumlu karşılık verecek. Hatta gidiip arşın altında secde edip rabbine hamd edecek, onu kendisinin bildiği türlü övgülerle anacak ta ki Allah başını kaldırmasını ve o kimselere şefaat etmesini ona emredecek. Bunun ardından insanlar hesap ve amellerin karşılığını görmek üzere oradan ayrılacaklar. Anılan şeylerden hiçbiri Hz. Peygamber'i rabbiyle görüşmekten ve meleklerle karşılaşmaktan alıkoymamış, herhangi bir utanç lekesi iliştirmemiştir. (Bölümün numarası 3; Page No. 110) Üçüncü olarak; Bu vasiyetin yazılması, bir yerden bir yere veya bir belden bir başka beldeye taşınması sonucunda kazanılacak sevaplara ilişkin verilen haberler, amellerin karşılıklarının belirtilmesi ancak Allah teâla'nın bileceği gaybî konulardandır. Peygamberlerin sonuncusunun da vefat etmesiyle insanlara gelen vahiy kesilmiştir. Böyle bir bilgiye sahip olma iddiası asılsızdır. Sözde Şeyh Ahmed o yalan vasiyette şöyle diyerek böyle bir iddiada bulunmuştur: "Kim bu vasiyeti yazar ve bir belden bir başka beldeye, bir yerden bir başka yere gönderirse, kendisi için cennette bir saray inşa edilir." Ayrıca şöyle demiştir: Fakir olduğu halde bu vasiyeti yazanı Allah zengin eder. Borçlu iken yazanın borcunu Allah öder. Üzerinde bir günah varken yazarsa, Allah onu ve ana babasını bağışlar." Bunlar hep yalandır. Ayrıca bu vasiyeti yazmayan ve göndermeyen kişinin başına gelecek musibetlerle ilgili verdiği haberler, özellikle Hz. Peygamber'in (s.a.v.) şefaatinden mahrum olacağı ve dünyada da ahirette de yüzünün karartılacağı şeklindeki sözler ki vasiyette Şeyh Ahmed şöyle demiştir: "Kim bu vasiyeti yazmaz ve göndermezse, kıyamet gününde şefaatim ona haram edilir." Ayrıca şöyle söylemiştir: "Allah'ın kullarından her kim de bu vasiyeti yazmazsa dünyada ve ahirette yüzü kararır." Bu gibi şeyler de yine ancak sınırlarını Allah'ın bilebileceği gayba aittir. Vahiy kesilmiş olduğu halde böyle şeyler hakkında haber vermesi, gaybı taşlamaktır, yalandır, sahtekarlıktır. Söz konusu vasiyette yer alan şu sözleri de aynı şekildedir: Kim bu vasiyete inanır tasdik ederse, cehennem azabından kurtulur. Kim de yalanlarsa küfre girer." Bu da aynı şekilde yalan ve iftiradır. Çünkü peygamberlerden başka insanlardan sadır olan rüyaları yalanlamak, müslümanların icmaı ile küfür olarak görülmez. (Bölümün numarası 3; Page No. 111) Dördüncü olarak; Şeyh Ahmed'in vaad ve vaîd cinsinden ne olduğu belirgin bir şekilde vermiş olduğu haberlerin tamamı, o vasiyetin yazılması, uygulanması ve sevap ümidiyle içinde yer alan şeylere inanılması ve uygulanması için başkalarına gönderilmesi ve insanlar arasında yayılması teşviki ile bir teşrîi ihtiva etmektedir. Ketmedilip insanlardan gizlenmesi, insanlara ulaştırılması ve yayılması konusunda kusurlu davranılması ile alakalı olarak da tahrimî bir teşrîi ve bunu ketmeden veya yayılması hususunda kusur işleyen kimselerin şefaatten mahrumiyet, yüzünün kararması gibi başlarına gelecekler noktasında da bir uyarı içermektedir. Beşinci olarak; Haber verdiği amellerle bu amellerin karşılıkları arasında bir uyum söz konusu değildir. Bu da bu tür haberlerin yalan olduğunun bir delilidir. Bu ve benzeri birçok yalanlar bulunmaktadır ki müslümana vacip olan, bu sözde vasiyetten sakınmak ve bunu yok etmeye çalışmaktır.Başarı Allah'tandır! Efendimiz Muhammed'e (s.a.v.), âilesine ve sahabesine salât ve selam olsun.

Tags: