Hadiste kadının rivayetinin kabul edilmesi

Mütevatir ve Âhâd hadis (4) (4696) no'lu fetva:: Soru: Niçin hadiste bir kadının rivayetini kabul ediyoruz da, normal durumlardaki şahitlikte Allah Te'âlâ'nın şu ayetini tatbik ediyoruz: Erkeklerinizden iki de şahit bulundurun. Eğer iki erkek bulunamazsa rıza göstereceğiniz şahitlerden bir erkek ile -biri yanılırsa diğerinin ona hatırlatması için- iki kadın (olsun). Hadis ilminde daha çok dikkatli davranmak isteniyor. Özellikle burada Sahih-i Buhari ve Müslim'de Hz. Aişe'den çok hadis var. Mesela, Allah Te'âlâ'nın aşağıdaki ayeti dikkate alınmadan, İbn Hacer'in bir adamın rivayetindeki sözüne itimat edilir mi? : Olur ki birisi unutur da, (Bölümün numarası 4; Page No. 361) Bu konuda, daima benim susuzluğumu giderecek ve kimseye sormayacağım, doyurucu cevap vermenizi, aziz ve celil olan Allah'tan diliyorum.


Cevap: Birinci olarak: Doğru olan: Rivayetin kabulünde sayı şart koşulmaz. Bilakis hadisin edasında ve kabulünde bir kişi yeterlidir. Eğer senedin muttasıl olması, şaz ve yaralayıcı illet olmamasıyla birlikte, adil ve zaptı iyi ise, kadın veya erkek olması fark etmez. Çünkü Peygamber (s.a.v.) tebliğde bir kişiyi göndermekle yetinmiştir. Mu'âz b. Cebel'i Yemen'e ve Dihyetü'l-Kelbi'yi mektubuyla Hirakl'e göndermesi gibi. O yıldan sonra hiçbir müşrikin hac yapmamasını ve Ka'beyi çıplak olarak tavaf etmemesini, hac mevsiminde insanlara duyurmak üzere, hicretin dokuzuncu senesinde Ali b. Ebi Talib'i Mekke'ye göndermesi gibi. Kadınlara gelince, Allah Te'âlâ Peygamber (s.a.v.) hanımlarına, evlerinde okunan Allah'ın ayetlerini ve hikmeti tebliğ etmelerini emretmiştir. Allah Te'âlâ şöyle buyurmuştur: Evlerinizde okunan Allah'ın âyetlerini ve hikmeti hatırlayın. Şüphesiz Allah, her şeyin iç yüzünü bilendir ve her şeyden haberi olandır. (Bölümün numarası 4; Page No. 362) Kur'ân ve sünneti rivayet etmeleri kabul olmasaydı, onlara tebliği emretmezdi. Onlardan birisi tebliği, bazen diğeriyle beraber yapıyor, bazen de tek başına yapıyordu. Onlardan yapılan rivayetleri araştıran bunu açıkca görebilir. Kimse ne onları ve ne de Peygamber'in (s.a.v.) döneminde ve ashabının (r.a.) döneminde onlardan rivayet edenleri yadırgamıştır. Onlardan ve onların birinden yapılan rivayetin kabulü, kitap, Peygamber'in (s.a.v.) takriri ve sahabesinin icmaı ile sabit oldu. Peygamber'in (s.a.v.) hayırla şahitlik ettiği üç asır ve sonrasında bu şekilde amel edilmeye devam edildi. Bilakis Sahabe (r.a.) ve onlardan sonra gelenler, kabul şartlarını taşıyan erkek gibi, ister tek başına isterse diğeriyle müşterek olsun, kadının rivayetinin mutlak olarak kabulünde icma etmişlerdir.İkinci olarak: Şahitlik ve rivayet, her yönüyle aynı değildir. Bilakis bazı yerlerde birbirlerinden ayrılırlar. Mesela: Rivayet, ravinin ve diğerlerinin genel bir durumunu haber vermektir. Bu konuda hakimlere başvurulmaz. Şahitlik böyle değildir. Zira bu, kendisi aleyhine ve kendisi lehine şahitlik yapılana has belirli hükümlerde söz konusudur. Bu gibi durumlarda çok kere hakimlere baş vurulur. Yine buna misal olarak: Yukarıda geçtiği gibi, rivayetin kabulünde sayı şart koşulmaz. Şahitlik böyle değildir. Zina ve kazif haddinde olduğu gibi, onda dört erkeğin şahitliği şart koşulur. Amden (kasten) öldürmede de iki erkek şart koşulur. Mali haklarda olduğu gibi, bazen bir adam ve iki kadınla iktifa olunur. Emzirmenin sübutunda emzirenin sözüne itibar edildiği gibi, bazen bir kadınla yetinilir. Yine buna örnek olarak: Şahitlikte, kendisi aleyhine şahitlik yapılan ve kendisi lehine şahitlik yapılan iki unsurun bulunması ki, bundan ancak akrabalık, düşmanlık ve itham söz konusu olunca kabul edilmez. Rivayet bunun gibi değildir. Çünkü bunda, adalet ve zabıt yönünden muhbirin doğruluğunda zannı galip yeterlidir. Rivayet eden ister bir erkek olsun isterse bir kadın olsun, ister bir olsun isterse çok olsun. Yine buna örnek olarak, müslümanlardan bir çoğu arasında, onu yalancı şahitliğe sevk etme ihtimali olan bir düşmanlık söz konusudur. Peygamber'den (s.a.v.) yapılan rivayette böyle bir şey söz konusu değildir.İbn Kayyim "Bedâiu'l-Fevâid" in birinci cüzünde (Bölümün numarası 4; Page No. 363) şöyle demiştir: Şahitlikle rivayetin arasındaki fark: Rivayetin hükmü, zaman geçse de ravi ve diğerlerine şamildir. Şahitlik ise, kendisi aleyhine ve kendisi lehine şahitlik yapılana mahsustur. O ikisinden ancak sırf tebeiyyet yoluyla vazgeçilebilir. Kendisinden düşmanlık, çıkar temin etme ve reddetmeyi gerektiren töhmet beklenen muayyen birinin ilzamına gelince, böyle bir şahitlik için sayı ve erkeklik ihtiyat olarak konmuş ve akrabalık, düşmanlık ve töhmet durumunda reddedilmiştir. Hükmü umumi olan ve bir şeye mahsus olmayan rivayette benzeri şeyler uygulanmamış ve sayı ve erkeklik şart koşulmamıştır. Bilakis haber verenin doğruluğuna zannı galip şart koşulmuştur. Bundan maksat, yalan söylemeye mani adalet ve yanılma ve karıştırmaya mani uyanıklıktır. Kadınlar akıl ve din yönünden noksan olunca, şahitlik ehlinden sayılmadılar. Bunda bir zaruret olursa, kadın benzeriyle kuvvet kazanır. Çünkü bu durumda, arkadaşının kendisine hatırlatmasıyla yanılma ve hataya düşmekten daha uzak olur .Üçüncü olarak: Hadis, siyer ve tarih divanlarındaki hadis râvilerini cerh ve ta'dil olarak tenkit edenler, hadis imamlarından bilinen bir gruptur. Bu konuda onların açık bir basireti vardı. Tenkit ettikleri kimselerle aynı asırda yaşadılar. Onlardan bildikleri kadarıyla onlar hakkında hüküm verdiler ve tenkit metodlarında erkek ve kadın arasında ayrım yapmadılar. Bilakis onlara göre, cerh ve ta'dil konusunda o ikisi eşit idiler. Onlara muasır olmayan, onlardan sonra gelenler ise, râvilerdir. İbn Hacer el-Askalâni (Allah ona rahmet etsin) (Bölümün numarası 4; Page No. 364) gibi. O râvilerle birlikte Onun durumu, aralarındaki imamlardan aynı asırda yaşayanların sözlerini nakletmek, onlara gelen senedin münakaşasını yapmak ve çelişki olursa aralarında tercih yapmaktır. Onlarla aynı asırda yaşamadığı için onların cerh ve ta'dili ona düşmez.Başarı Allah'tandır! Efendimiz Muhammed'e (s.a.v.), âilesine ve sahabesine salât ve selam olsun.

Tags: