Varlığın sıfatı

(6915) no'lu fetvanın dördüncü sorusu: (Bölümün numarası 3; Page No. 192) Soru 4: Önceki mektubumda mevcud kelimesi hakkındaki sorum, Allah'ın varlığı ile ilgili değildi. Ben kesin olarak biliyorum ki Allah, zatıyla vacibu'l-vucuddur. Allah'ın önceden, şu anki ve bundan sonraki varlığı nakille ve akılla sabit olup ancak ateist biri bunu tartışma konusu edebilir. Bu sebeple soruma verilmiş olan cevapta yer alan delillerin tamamen Allah'ın varlığını ispata yönelik olması beni şaşırttı. Sorumun maksadından farklı anlaşıldığını fark ettim. Bu nedenle Allah'ın izniyle daha iyi anlaşılması için sorumu bu defa biraz genişletmenin uygun olacağını düşündüm. Malumdur ki Allah'ı vasfedecek, Allah'tan daha iyi bilen biri yoktur. Siz mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı? Yine Allah'ı, Allah'tan sonra en iyi bilen Hz. Peygamber'den (s.a.v.) başkası vasfedemez. o, arzusuna göre de konuşmaz.(3)O (bildirdikleri) vahyedilenden başkası değildir. (Bölümün numarası 3; Page No. 193) Dolayısıyla her bir müslümanın Allah'ı, ancak Allah'ın kendisini vasfettiği veya Resûlullah'ın vasfettiği sıfatlardan başkasıyla nitelememesi gerekir. Allah'ın isimlerine ve sıfatlarına bakarsak, Vacid kelimesini görürüz. "Mevcud" kelimesini araştırırsak, isimler ve sıfatlar arasında bulunmadığını ve sadece Allah'ın varlığını ifade etmek için kullanılmakta olduğunu görürüz. Fakat Allah'ın varlığının ifade edilmesi, yalnızca "mevcud" kelimesinin kullanılmasıyla sınırlı değildir. Bilakis Allah'ın varlığının ifadesi, hadis-i şerifte sabit olan isimlerden herhangi biriyle de mümkündür. Her hangi bir zamanda Allah'ın diri (Hayy) olduğunu veya ilk (Evvel) ve son (Âhir) olduğunu telaffuz etmem ve inanmam, Allah'ın ezelin ezelinden ebedin ebedine dek daima var olduğunu kabul ve ikrar etmem demektir. Fakat önceki mektupta siz soruma cevaben aynen şunları söylemiştiniz: "Varlık (vücud) iki türdür: Birincisi; zati varlıktır ki, bu o şeyin bizzat kendi kendisinde sabit olup kendisi dışındakinden kazanılmış değildir. İşte bu Allah subhânehû'nun varlığıdır. " Cevaba bakınca varlığı (vücudu) iki türe ayırdığınızı gördüm. Fakat var olanın (mevcudun) iki tür oladuğunu söylememişsiniz. Sorum varlık (vücud) kelimesi değil de var olan (mevcud) kelimesi ile ilgili olmasına rağmen daha sonra şunları zikretmişsiniz: "Buna göre Allah mevcud olmakla vasfedilir ve konuşma sırasında bir isim olarak değil de sıfat olarak Allah'ın mevcud olduğu söylenebilir." İşte sormak istediğim budur: Resûlullah (s.a.v.) hadis-i şerifinde Allah te'âlâ'yı vâcid olarak vasfetmiş; mevcûd olarak vasfetmemiştir. Dolayısıyla mevcûd kelimesinin, Allah'ın varlığını ifade etmede zorunlu olmaması gerekir. (Nakli bir delil) Ayrıca Allah te'âlâ'nın esma-i hüsnasında ve sıfatlarında neredeyse vâcid kelimesine birebir uygun düşen hâlık kelimesini görmekteyiz. Her iki kelime de Allah'ın isimlerinden ve sıfatlarındandır. Mevcûd kelimesi de mahlûk kelimesi de mef'ûl kalıbındadır. Her mef'ûlün bir faili, her mahlûkun bir hâlıkı ve her mevcûdun bir vâcidi olması gerekir. Buna göre Allah'ın varlığını, şayet bir manaya delalet ediyorsa yokluktan sonraki hudûsa (sonradan var olmaya) delalet eden mevcûd kelimesi ile -ki böyle bir anlam yalnızca yaratılmışlara uygundur- ifade etmek doğru olur mu? Bize fetva verir misiniz? Allah ecrinizi versin.


Cevap 4: Öncelikle; el-Vâcid kelimesi Allah'ın isimlerinden ve sfatlarından biri değildir. Allah te'âlâ'nın el-Vâcid olarak isimlendirildiği hadis sahih değildir. (Bölümün numarası 3; Page No. 194) İkinci olarak; varlığı (vücûdu) iki kısma ayırmıştık. Çünkü sorunuzda "Mevcûd kelimesi mef'ûl kalıbınadır. Her mef'ûle bir fail gerekmesinde olduğu gibi her mevcûda (var olana) bir mûcid (var eden) gerekir." demişsiniz ki bu doğru değildir. Mevcûd (varlık) iki kısımdır: Bizatihi mevcûd ki var edene ihtiyacı yoktur. Mahlûk (yaratılmış) gibi değildir. Hâdis (sonradan var olan) mevcûd ki yokluktan çıkarılması var olması için kendinden başkasına ihtiyaç duuyar. Bu nedenle vücûdu (varlığı) iki türe ayırdık ki buradan hareketle aynı kökten türeyen mevcûdun iki tür olduğu ve bunlar içinde var edene muhtaç olanın sonradan var olan mevcûd olduğu sonucuna varabilesiniz. Buna binaen sorunuzda neyi kasdettiğiniz anladığımız ve sizin bizim cevabımızı kavrayamadığınızı fark etmişsinizdir. Doğrunun ne olduğunu anlayabilmek için Allah'tan bize ve size muvaffakıyet bahşetmesini dileriz.Başarı Allah'tandır! Efendimiz Muhammed'e (s.a.v.), âilesine ve sahabesine salât ve selam olsun.

Tags: