İbn Teymiye'yi tecsimle (Allah'a -haşa- bir şekil belirleme) suçlamak

(Bölümün numarası 3; Page No. 223)  İbin Teymiyeyi tecsimle suçlamak (Bölümün numarası 3; Page No. 224) (6911) nolu fetva: Soru: Ben yaklaşık 16 yaşında bir gencim. Çevremde yaşayanlar, beni şahsiyetim sebebiyle takdir ederlerdi. Dini ve dünyevi konularda çok bilgiliydim. Dindar birisiydim. Ama bir akıntı beni sufi bir cemaate sürükledi. Bu cemaatin öncülügünü Muhammed İyd el-Hüseyni yapıyor. Şu 1 ay içinde beni öğrencilerinden biri yaptı. Öğrencilerinden değil de, hizmetçilerinden biri yaptı. Çünkü onun elini yüzüme sürüyorum. Elini öpüyorum. Ayakkabısını giydiriyorum. Ötekilerle bu akşam şeyhe kim ayakkabısını giydirecek diye yarış yapıyorum. Aynı dönemde, Şeyhu'l-İslam İbn Teymiye'nin kitaplarını okumaktan ziyadesiyle hoşlanmaya başladım. Çünkü ben şeyh efendiyi ona hakaret ederken ve onu tekfir ederken çok işitiyordum. Onun 'müşebbihe' olduğunu söylüyordu. Onun kitaplarını okuduğumda gözlerime inanamadım. Ordaki bilgiler Şeyh efendimin (r.a.) söyledikleriyle çelişiyordu. Ancak bu kitapların üzerinde oynama yapıldığı düşüncesiyle kendimi iknaya çabalıyordum. Şeyh efendinin söylediği gibi. O şöyle buyurmuştu: Vahabilik islam dışı bir cemaattir. Müşebbihe (Allah'ı mahluka benzetenler) ve Hariciler (Havaric) ve Mutezile gibi. (Bölümün numarası 3; Page No. 225) Aynı dönemde Selefi bir cemaate de gidiyordum. Onlarla tartışıyor, şeyhin kullandığı hadisleri delil olarak kullanıyordum. Sonradan bu hadislerin uyduruk (mevzu hadis) olduğu ortaya çıktı. Allah bana doğru yolu gösterirse, yakın zamanda Şeyhi bırakacağımı söyleyerek beni şaşırtıyorlardı. Bu Şeyh ile yaklaşık 6 ay kaldım. Bu süreyi sufi bir yaşamda ve -Allah'a sığınarak söyleyim- Allah'a şirk koşarak geçirdim. Her derste bize efendilerinden bahseder, evliya kerametleri anlatırdı. Bazı kerametleri de keşif yoluyla öğrendiğini anlatırdı. Tabi bunları direkt olarak anlatmazdı. Akıllı olan işaretten ne demek istediğini anlardı. Ona söylediği her şeyde inanıyordum. Hatta arkadaşlarım onun sözlerinin tersine hadisleri bana getiriyorlar, ben de Şeyhin onlardan daha iyi bildiğini söyleyerek onları reddediyordum. Günler geçti. Bir gece, tam olarak da 15 Şaban 1401 gecesinde, şöyle dedi: "Sizden her biriniz, Şeyhe güveniyorsanız, itiraz etmeden onu taklit etmelisiniz. Bu konuda delil isteyen, sahabeye baksın. Onlar Allah ve Resulu'nun söylediğini uygularlardı. Hem de hiç itiraz etmeden. İşittik ve itaat ettik.Rabbimiz bize mağfiret et. Dönüşümüz sanadır. Bu sözü duyunca havanın sıcağından ter basarken, kalbim ve bedenim buz kesti. O günden sonra içimde bir şüphe oluştu. Acaba bu gerçek bir Şeyh mi diye? Bundan iki gün sonra yani 17 Şaban 1401 de, Medine-i Munevvere'ye, sonrasında da, Mekke-i Mükerreme'ye gittim. Ümre yaptım. Orada bir Suutlu bir gençle tanıştım. Adı Abdülaziz Salih et-Tuveyyân'dı ve o Büreyde şehrindendi. Ona hikayemi ve şeyhi anlattım. O da bana tasavvufa karşı gelen yazarlara ait kitaplar getirdi. Ayrıca Şeyhu'l-İslam İbn Teymiye'ye ait kitaplar getirdi. (Bölümün numarası 3; Page No. 226) Şeyh hakkında şüphem arttı. Sonunda beni hakka karşı gözüme perde oluşturduğu için onu terkettim. Hakkı göremez olmuş. Allah onu affetsin. İfade edeyim ki, onun çevresinde tanıdığım öğrenciler var. Onlara gerçekleri açıkladığım zaman kabul etmiyorlar. Benim çıldırdığımı söylüyorlar. Şimdilerde her gün onlardan biriyle Şeyhin haberi olmaksızın tabi ki, tartışıyorum. Benim için değerli biri var onların içinde, ona birçok konuda karşılık vermek istiyorum. Beni bazı konularda susturdu ve ben yardım istiyorum. Gerçi benim onu susturduğum konular daha fazla. Bu konular şöyle:1: Bir hadiste Hz. Peygamber şöyle söylüyor: Bir kimse bana selam verince Allah bana ruhumu iade eder, ben de ona mukabelede bulunurum. Bu hadisin ayrıntılı bir şekilde açıklanmasını istiyorum. 2: O öğrenci yalan olduğunu bildiğim ve şeyhden naklen şöyle diyor: İbn Teymiye Allah'ı (c.c.) tecsim etmiştir. (Allah'a ait şekil belirterek mahlukata benzetmiştir) Lütfederseniz bunun da açıklanmasını istiyorum. 3: Evliya konusunda da bilgi istiyorum. Bu konuda Allah'a hamdolsun çok bilgi sahibiyim sizin ilminiz yanında az tabi ki. İslam ve müslümanların savunucusu sizlere Allah ömür versin.


Cevap: Tartıştığın öğrencinin söylediği, Şeyhu'l-İslam İbn Teymiye'nin Mucessim olması, İbn Teymiyye'ye (r.a.) iftira ve yalandır. İbn Teymiyye'nin akidesi, bu ummetin selefinin akidesidir. Allah'a, isimlerine ve sıfatlarına imandır. Allah'ı, Allah'ın kendini veya Resulullah'ın onu vasfettiği gibi, ama bu vasfı tahrif etmeden, bozmadan veya onun niceliğini tarife kalkışmadan, bir örnekle belirtmeksizin vasfetmektir. Onun bu tavrı risalelerinde açıktır. El-Akide El-Vasitiyye ve er-Risale et-Tedemmuriyye adlı risalelerinde ve başka risalelerde belirtmiştir. Ancak Cehmiyye, ve Mutezile bidat ehli, Allah'ın sıfatlarını ona yakışır bir şekilde sıfatlarını tespit edenlere mucessim ve müşebbih iftirası atarlar. Bu şekilde Eş'ariler (Bölümün numarası 3; Page No. 227) tam tersi sıfatları yorumladığı için mücessimeden olduğunu iddia etmişlerdir. Mücessime nasslardaki sıfatları nefy veya ispat etmezler. Bir müslümana sıfatları nefy ve ispat etmek caiz değildir. Çünkü sıfatlar tevkifidir (nassla belirlenmiştir). Ebu Davud'un Ebi Hureyre'den rivayet ettiği hadise gelince: Bir kimse bana selam verince Allah bana ruhumu iade eder, ben de o kimsenin selamını alıp mukabelede bulunurum. bu manadaki daha önce 4383 numaralı fetvamızda geçmişti. Metni şu şekildedir: Soru Hz. Peygamberin (s.a.v.) yaşamına dair, Hz. Peygamber, ruhunun bedenine iadesiyle kabrinde dünyada yaşadığı gibi algısı açık şekilde diri midir? Veya A'la'l-illiyin'de mükellef olmadan uhrevi barzah hayatı mı yaşamaktadır. Hz. Peygamber ölmeden önce söylediği gibi: Allah'ım beni yüce dosta kavuştur. Nurlu cesedi, kabire konulduğu gibi ruhundan ayrı durumdadır. Ruhu A'la illiyin'dedir. Ruhun mübarek bedeniyle birleşmesi kıyamet gününde olacaktır. Allah tealanın buyurduğu gibi: Ruhlar (bedenlerle) birleştirildiğinde, (Bölümün numarası 3; Page No. 228) Cevap: Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) kabrinde berzah hayatı yaşamaktadır. Orada, dünyadayken yaptığı muazzam güzel işlerinin karşılığında Allah'ın (c.c.) kendisine hazırladığı nimetlerle nimetlenmektedir. Ona rabbinden en güzelinden salât selam olsun. Ruhu ona verilmedi ki, dünya hayatındaymış gibi diri olsun. Kabirdeyken ruhuyla bağlantısı olmadı ki, kıyametteki hayatına da kavuşsun. Onun şu andaki hayatı, dünyayla ahiret hayatları arasındaki barzah hayatıdır. Bundan da, onun ölmüş olduğu durumu anlaşılır. Kendinden önceki peygamber olan olmayan herkesin öldüğü gibi. Allah Te'âlânın şu dediği gibi: Biz, senden önce de hiçbir beşere ebedilik vermedik. Şimdi sen ölürsen, sanki onlar ebedi mi kalacaklar? ve dedi Yer yüzünde bulunan her canlı yok olacak.(26)Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacak. ve dedi Muhakkak sen de öleceksin, onlar da ölecekler. Bu ve bunun dışındaki ayetlerde Allah'ın onu vefat ettirdiği delaleti vardır. Yine sahabe (r.a.) onu yıkayıp, kefenleyip namazını kıldıktan sonra defnetmişlerdir. Şayet o dünya yaşamı gibi yaşıyor olsaydı, ölülere yapılan bu mu'âmele yapılmazdı. Çünkü Fatıma ( r.anha) babasının öldüğüne inandığı için, miras hakkını istemiştir. Onun bu düşüncesine karşı, sahabeden hiçbir kimse itiraz etmemiştir. Bilakis Hz. Ebu Bekir (r.a.) bu isteğine karşı -Allah onların hepsinden razı olsun- Peygamberler miras bırakmaz, diye cevap vermiştir. Ve yine sahabe (r.a.), onun ardından gelecek müslümanların başına geçecek halifeyi seçmek için toplanmışlardır. Sonucunda Hz. Ebu Bekir'in (r.a.) halife seçilmesiyle sonuçlanmıştır. Dünyadaki gibi yaşıyor olsaydı, bunu yapmazlardı. Bu Hz. Peygamberin ölümü üzerinde onların oybirliğini ifade eder. Hz. Osman ve Hz. Ali (r.a.) zanamnında fitne ve problemler arttığında, öncesinde ve sonrasında, danışma veya problemleri halletme, fitnelerden kurtulma yolunu öğrenmek için kabrine gitmediler. Şayet Efendimiz (s.a.v.) dünya hayatı gibi bir hayat yaşıyor olsaydı, bunu ihmal etmezlerdi. Çünkü yaşadıkları beladan kurtulmak için bir kurtarıcı şarttı. Ruhu ise (s.a.v.) A'la İlliyin'dedir. Çünkü o, beşerin en hayırlısıdır. Allah (c.c.) ona vesile'yi vermiştir. Orası cennetteki en yüksek mertebedir. Salât ve selam ona olsun. (Bölümün numarası 3; Page No. 229)

Tags: