Bu ümmet yetmiş üç fırkaya bölünecektir

Bu ümmetyetmiş üç fırkaya bölünecektir. (830) no'lu fetva: Soru: Şeyhu'l-İslâm Muhammed b. Abdü'l-Vahhâb'ın "Allah Resûlü'nün (s.a.v.) kısa hayatı" adlı eserinde bir hadise rastladım. Resûlullah (s.a.v.)'in şöyle dediği rivayet ediliyordu: Bu ümmet 73 fırkaya bölünecektir, biri hariç hepsi ateştedir. Soruyu soran kimse, Muhammed b. Abdü'l-Vahhâb'ın (Bölümün numarası 2; Page No. 221) ismi az önce geçen kitabında da bahsetmiş olduğu: ( Bu konu çok önemli bir konudur. Bunu anlayan herkes fakih, bununla amel edenler de müslümandır. Minnet sahibi Allah'tan dileğimiz odur ki, bunu anlamayı ve bununla amel etmeyi bizlere nasip etmesidir.) dediği bu meseleyi açıklamanızı istiyor. Aynı zamanda, bahsi geçen hadisle ilgili olan şu sorulara da cevap vermenizi talep ediyor.1- Hadiste işaret edilen "Kurtuluşa eren Cemâ'at" kimlerdir?.2- Hadis ehli olmayan Şia, Şafi'iler, Hanefiler, Ticaniler ve diğerleri gibi gruplar, Allah resûlü'nün "Onlar ateştedir" buyurduğu 72 fırka içerisine giriyorlar mı?3- Birisi hariç bu grupların tamamının ateşte olacağı biliniyorsa, bu kimselere neden Beytüllah'ı ( Kabe'yi ) ziyaret etmelerine izin veriyorsunuz. Büyük lideriniz mi hatalı yoldadır. Yoksa sizler mi doğru yoldan saptınız?


Cevap: Öncelikle: Şeyh Muhammed b. Abdü'l-Vahhâb'ın "Resûlullah'ın kısa hayatı" adlı eserinde zikrettiği hadis, Ebu Davut, Nesai, Tirmizi, sünen ve müsned sahibi diğerlerinin farklı lafızlarla rivayet ettikleri meşhur hadisin bir kısmıdır. Yahudiler 71 fırkaya bölündü, biri hariç hepsi ateştedir. Hıristiyanlar 72 fırkaya bölündü, biri hariç hepsi ateştedir. Bu ümmet 73 fırkaya bölünecektir, biri hariç hepsi ateştedir. (Bölümün numarası 2; Page No. 222) Diğer bir rivayette 73 millete farklı bir rivayette de Dediler:Ya Rasulallah! Kurtulan fırka kimlerdir? Dedi: Bu gün ben ve ashabımın üzerinde bulunduğumuz şey üzere olanlar... Başka bir rivayette de O cemaattir, Allahın eli cemaatin üzerindedir. İkinci olarak: Kurtuluşa eren cemâatin sıfatlarını, özelliklerini, az önce bahsi geçen hadisin farklı rivayetlerinde bizzat Allah resulü (s.a.v.) sahabesinin "Kurtuluşa eren cemâat hangisidir" diye sormuş olduğu soruya cevaben açıklamış ve şöyle demiştir: Ben ve ashabımın bu gün bulunduğu hal üzere olanlar Başka bir rivayette de O cemaattir, Allahın eli cemaatin üzerindedir. (Bölümün numarası 2; Page No. 223) Böylece Allah resûlü (s.a.v.) bu cemâatin, inanç, söz, davranış ve ahlak hususunda Hz. Peygamber ve sahabesinin üzerinde olduğu yolda yürüyen, yaptığı ve terkettiği her şeyde Kur'ân ve Sünnetin metodunu uygulayan, müslüman cemâ'atini temsil eden sahabenin yoluna bağlı kalan kimseler olduğunu beyan etmiştir. Çünkü sahabenin, kendi heva ve hevesinden konuşmayan, konuşması vahiyden ibaret olan Peygamberden hariç tabi oldukları başka bir kimse yoktu. Kur'ân ve Sünnetin sözlü ve fiili uygulamalarına ve ümmetin ittifakla kabul ettiği hususlara tabi olan, yalan düşüncelere ve yoldan saptıran isteklere kapılmayan, Kur'ân'ın ve peygamberin dili olan Arapça kurallarına ve İslam'ın temel esaslarına aykırı düşen asılsız te'villeri benimsemeyen herkes, Ehl-i Sünnet ve'l-Cemâ'at'ten bir üyesi ve kurtuluşa eren grubun bir ferdidir.Üçüncü olarak: Her kim, istek ve arzularını kendi ilahı yapar, kendi benimsediği görüşü veya tabi olduğu imamın görüşünü Kur'ân ve Sünnete ters düştüğü halde ırkçılık adına bu düşünceyi destekler, Kur'ân ve Sünneti, Arapça kurallarına ve İslam dininin temel esaslarına aykırı düşecek şekilde te'vil edip müslümanların cemâatinden ayrılırsa, Hz. Peygamberin zikrettiği ve tamamının ateşte olduğunu belirttiği 72 gruptan sayılmaktadırlar. O zaman bu ümmetin tanınma alâmetleri (işaretleri), Kur'an'dan, Sünnetten ve ümmetin icmâ'ından, Kur'ân'a veya dinin temel esaslarına uygun düşecek bir açıklaması olmadan ve mazur görülemeyecek bir hata ettiği halde ayrılmasıdır.Dördüncü olarak: Şeyh Muhammed b. Abdü'l-Vahhâb'ın zikrettiği (Bölümün numarası 2; Page No. 224) ve bu konunun çok önemli bir konu olduğunu, bunu anlayan herkesin fakih, bununla amel edenlerin de müslüman olduğunu ifade ettiği husus, az önceki cevapta anlatılmıştı ki orada kurtuluşa eren cemâat, Allah resûlü'nün belirttiği özelliklerle tanıtılmış ve diğer grupların bu kapsamda olmadığı belirtilmiştir. Dolayısıyla, kurtuluşa eren cemâatle diğerleri arasındaki farkı, Allah Resûlü'nün belirttiği farklılıklar ışığında ayırabilir ve bunu anlayabilrse bu kimse dini anlamış olduğu gibi, kimlerle birlikte olması ve kimlerden sakınması gerektiğini, böylece aslandan kaçar gibi onlardan kaçması gerektiğini farketmiş demektir. Sahih olan bu akideyle amel edip hidayet ve hak cemâatine ve imamına bağlı hareket eden kimse müslümandır. Çünkü, ilim, itikat, söz ve davranış bakımından kurtuluşa eren cemâatin özelllikleri bu kimse üzerinde görülmektedir.Şüphesiz bu konu, faydası büyük çok değerli bir konudur. Allah, (c.c.) Şeyh Muhammed b. Abdü'l-Vahhâb'a rahmet etsin. Basiret sahibi, etkileyici, dinin gaye ve maksatlarını çok ince noktalarına kadar anlayan bir şahsiyetti. Dini hususlarda müslümanları ilgilendiren şeylere burada olduğu gibi bazen dikkat çekmiş, çoğu eserlerinde olduğu gibi bazen de açıklayarak izah etmiştir. (Bölümün numarası 2; Page No. 225) Beşinci olarak: Allah resulü, (s.a.v.) İslam'a intisap etmiş grupların onunla tanındıkları lakaplarını, diğer 72 fırkanın tanınması için bir alamet kılmadığı gibi, birinin ötekinden ayrıldığı bir işaret te yapmamıştır. Bu fırkaların özelliklerini; Kur'ân'dan, Sünnetten, raşid halifeleri ve diğer sahabelerin (Allah hepsinden razı olsun) icmâ'ından ayrılmakla, zanna tabi olma ve nefsani arzuların peşinden gitmekle, Allah adına bilmeden konuşmakla ve Hz. Peygamberi değilde takip ettikleri insanın propagandasını yapmakla sınırlamıştır. Bu kimseler vefakar ve sürekli böyledirler. Bunun yanında kurtuluşa eren cemaatin özelliklerini de; Kur'ân ve Sünnete tabi olmak, müslümanların cemâatine bağlı kalmak, onları kendi düşünce, istek ve arzularına tercih etmek, istek ve arzularını İslam dininin getirdiği prensiplere uydurmak olarak belirlemiştir. Bu kimseler de vefakar ve sürekli böyledirler. Her kim bu gruplarla ilgili, Allah resulü'nün yapmış olduğu açıklamalardan başka belirleyici ölçüler getirir ve o ölçüler ışığında kurtuluşa eren grupla helak olan grubu tayin etmek isterse bu kimse bilgisi olmadığı bir konu hakkında konuşmuş, bu fırkalar hakkında bilgisizce hüküm vermiş, hem kendi nefsine ve hemde İslam'a intisap eden cemâatlere zulmetmiştir. Her kim de, kurtuluşa eren grupla helak olan grubu birbirinden ayırma hususunda Hz. Peygamberin açıklamalarına başvurursa bu kimse doğru karar vermiş olacak ve İslam ümmeti içerisindeki cemaatlerin derece bakımından birbirinden farklı olduğunu bilmiş sayılacaktır. Bu gruplardan bazıları İslam yasalarına uyma ve ona teslim olma hususunda insanların en isteklisi, dinde bidat oluşturma ve nas'ları (metinleri) tahrif etme , bir şeyler ekleme veya bir şeyler eksiltme hususunda da insanların bu işten en fazla uzak duranları vardır. İşte bu kimseler, kurtuluşa eren grubun en mutlu insanlarıdır. Kur'ân ve Sünnetin hadis âlimleri ve fıkıh imamları içerisinde, ictihat ehli olan, dini işlerde çok hassas davranan ve herşeyin hakkını veren âlimler vardır. Ancak bu âlimler, bazı nas'larla ilgili yaptıkları yorumlarda hata ederler ve ictihat konuları olduğu için mazur görülürler. Onların bir kısmı da, ya yeni İslam'ı kabul ettiği için ya da İslam beldelerinin varoşlarında yaşadıklarından dolayı inkar ettikleri hadise reddiye verecek kimse olmadığı için dinin bazı nas'larını inkar etmişlerdir. Kişiyi İslam dairesinden çıkarmayan bid'atler ortaya atan ve günah işleyen diğer bazı âlimler de vardır. Bu kimseler, mü'min ve gerçekleştirdikleri itâ'at derecesinde Allah'a karşı itâ'atkar, meydana getirdikleri bid'atler ve işledikleri günahlar derecesinde de Allah'a karşı isyan içerisindedirler. Bu kimselerin akibeti Allah'a kalmıştır. Dilerse bağışlar ve dilerse azap eder. Allah teâlâ şöyle buyurmuştur: Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını, (günahları) dilediği kimse için bağışlar. Ayet Diğerleri ise günahlarını itiraf ettiler, iyi bir ameli diğer kötü bir amelle karıştırdılar. (Tevbe ederlerse) umulur ki Allah onların tevbesini kabul eder. (Bölümün numarası 2; Page No. 226) Bu kimseler, yaptıkları hatalı yorumlardan ve inkar ettikleri hadislerden dolayı kafir olmazlar, tam aksine mazur görülürler ve birinci derecedekiler gibi olmasalar da bunlar da kurtuluşa eren gruba dahildirler. Bazı kimseler de, gerçek belli olduğu halde Allah'ın gösterdiği yoldan öte, kendi istek ve arzusu peşinden gidip, dini açıdan zaruri olarak bilinen bir şeyi inkar eder, dinin bazı naslarını, kendisinden önce gelen müslüman cemâ'at mensubu kimselerin yorumuna ters ve uzak bir te'vil ile yorumlar, tartışma ve münazara sonrası hak belli olup deliller aleyhine oluştuğu halde itikatından vazgeçmezler. Bunlar müslüman olduklarını zannetseler bile İslam'dan dönmüşler ve kafir olmuşlardır. Şayet, Hz. Peygamberin nübüvvet mührünü inkar eden Kadiyaniyye Ahmediyye cemâ'ati gibi, insanları kendi itikat ve yollarına davet etme çabası içerisinde olanlar, Gulam Ahmed Kadıyani'nin Allah'ın resulü ve elçisi olduğuna veya onun Meryem oğlu İsa olduğunu düşünenler, ya da Hz. Muhammed ve Hz. İsa'nın ruhlarının reenkarnasyon yoluyla bir bedenden diğerine geçtiğine ve dolayısıyla da peygamberlik ve risalet hususunda aynı derecede olduğuna inananlar da kafir olmuştur.Altıncı olarak: Ehlü's-Sünne ve'l-Cemâ'a'tin ayrıntıları üzerine bina ettikleri, cüz'i meselelere delil getirmede oraya dönüş yaptıkları, kendi adına veya başkası adına hükümlerin tatbikatı hususunda başvurdukları delillerle sabit temel esasları vardır. (Bölümün numarası 2; Page No. 227) Bu temel esaslardan birisi de; "İman, söylem, iş ve inançtır. İtâatle artar ve isyanla eksilir. Müslümanın itâ'ati arttıkça imanı da artar ve ibadetlerde aşırı gittiği veya -açık küfre götürmemesi kaydiyle- günah işlediği sürece imanı eksilir. Dolayısıyla imanın dereceleri ve kurtuluşa eren grubun da, delillere ve yaptıkları söz ve davranışlara göre biri diğerinden üstün farklı aşamaları vardır.Temel esaslardan birisi de: Bu kimseler, kıble ehli olan belli hiç kimseyi veya muayyen hiç bir grubu tekfir etmezler ve bundan sakınırlar. Çünkü Allah resulü (s.a.v.) Üsame b. Zeyd bin Harise'yi, kafir ordusundan La ilahe illallah "Allah’tan başka ilah yoktur" diyen bir kimseyi öldürmesi sebebiyle bunu reddetmiştir. Ve Üsame'nin adamın bu sözü, ölümden kurtulmak için söylediğini ifade edip sunduğu bu mazereti kabul etmemiş , bilakis ona: Kalbini mi yardın da , söyleyip söylemediğini anladın? demiştir. Yani: samimi bir kalple mi söylemiş ya da söylememiştir.Ancak kişi açıkça küfrü gerektiren bir şey yaparsa durum değişir. Örneğin; dini açıdan zaruri olarak bilinen bir şeyi inkar etmesi, kesin olan icma'a muhalefet etmesi veya kabul edilemez bir şekilde te'vil etmesi ve kendisine doğru görüş beyan edilmesine rağmen fikrinden geri dönmemesi gibi.Davet önderi Şeyh Muhammed b. Abdü'l-Vahhâp (Allah rahmet eylesin) Ehlü's-Sünnet ve'l-Cemâ'at metoduna bağlı kalmış (Bölümün numarası 2; Page No. 228) ve onların yolu üzerinde devam etmiştir. Bununla beraber, işlemiş olduğu günahtan, yaptığı yanlış yorumlardan veya bidatlerden dolayı kıble ehli olan belirli hiç bir ferdi veya hiçbir cemâ'ati tekfir etmemiştir. Ancak, küfrü gerektiren bir delil varolması ve bu delilin izah edilip o kimseye ulaştırılması durumunda bu hükme varmıştır. Suudi Arabistan hükümeti de (Allah onları muhafaza etsin ve hayra muvaffak kılsın) kendi halkı ile olan ilişkisinde ve onlarla ilgili verdiği kararlarda bundan geri kalmamıştır. Aynı şekilde, ülke içerisinde bulunan müslümanlara ve özellikle de hac ve umre ibadetlerini ifa etmek için K'abe'ye gelen müslümanlara karşı konumu da değişmemiştir. Yani Suudi hükümeti, onlar hakkında iyi düşünceler içerisinde olmuş, onları din kardeşi olarak kabul etmiş, haklarını koruma, güçlerini tekrar kazanma ve kendilerinden gasbedilen değerleri geri alma hususunda onlarla birlikte çalışmıştır. Hac ibadeti için ülkeye girenleri güzel karşılamış, ibadet ve görevlerini kolayca yerine getirebilme hususunda nezaket ve hoşgörü çerçevesinde gerekeni yapmıştır. Bu gerçeği, ülkenin durumundan haberdar olan, işlerine vakıf olan, müslümanların genel reformu ve huzurlu bir Hac ibadeti eda etmeleri adına harcanan çaba ve mal varlığından haberdar olan kimseler bilirler. Bu sebeple Suudi hükümeti, Mescid-i Haram'ı ziyaret etme hususunda bütün müslüman gruplara izin vermiştir. İtikatlarının görünmeyen iç yüzlerini araştırmaksızın sadece zahire göre amel etmiştir. Çünkü, işlerin iç yüzünü ancak Allah bilebilir. Şayet belli bir şahsın veya Kadıyanilik gibi bir fırkanın küfre girdiği ortaya çıkar ve dünya üzerindeki İslam âlimleri tarafından da tespit edilirse, Suudi hükümetinin, kafir veya mürted olduğu kesinleşen bu kimselerin Hac ve umre ibadetlerini yapmalarına engel olmaktan başka bir alternatifi yoktur. Burdaki maksat, Beytüllahi'l-haram'a ( Kabe'ye ) kalbinde pislik bulunan kimselerin yaklaştırılmaması ve şu ayetle amel edilmesidir. Ey iman edenler! Müşrikler ancak bir pisliktir. Onun için bu yıllarından sonra Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar. (Bölümün numarası 2; Page No. 229) Allah teâlâ şöyle buyurmuştur: tavaf edenler, ayakta ibadet edenler, rükû ve secdeye varanlar için evimi temiz tut. Anlatılanlardan da anlaşılacağı üzere, kendi döneminin davet imamı olan Şeyh Muhammed b. Abdul-Vahhab'ın işaret ettiği ve sorulan soruda da beyan edilmesi istendiği bu büyük meselenin önemi böylece ortaya çıkmış oluyor. Burada imam'ın sağlam bir metod üzere devam ettiği ve Ehlü's-Sünnet ve'l-Cemâ'at'e bağlı hareket ettiği açıkça görülüyor. Suudi Arabistan devleti de, dünya müslümanlarına karşı yaptığı muamelelerde doğru yoldan sapmamış, tam aksine Ehl-i Sünnet ve'l-Cemâ'at'in temel prensiplerine bağlı kalmıştır. Bu davetin imamı da bu prensiplere bağlı kalmış, müslümanların görünen şekliyle muamele etmiş ve kalplerindeki niyetleri araştırma girişiminde bulunmamıştır. İçindekileri dışa yansıtmayan kimselere müsamaha göstermiş, yaptığı suçu ortaya çıkardığı ve buna karşı kendisininde ardı ardına yapılan tartışmalara ve bir sürü açıklamara rağmen mürted olarak kalmakta ısrar eden kimseye de sert ve kaba davranmıştır.Başarı Allah'tandır! Efendimiz Muhammed'e (s.a.v.), âilesine ve sahabesine salât ve selam olsun.

Tags: