Bazı hafızlar Kur'ân'ı kazanç elde etmek için okuyorlar

(1268) no'lu fetvanın birinci sorusu: Soru 1: Soru şöyle: Bizim burada Fas'ta Kur'ân hafızları, (Bölümün numarası 4; Page No. 132) görüldüğü kadarıyla Kur'ân'ı kazanç elde etmek için okumaktalar. Bir düğün ziyafeti düzenlendiğinde gelip tecvitsiz bir şekilde lafızlarına dikkat etmeksizin ve tilavetine de hürmet göstermeksizin Kur'ân okumaktadırlar. Hafızın Kur'ân okuduğu sırada diğer insanların da birbirinin kulağına eğilip fısıldaştıklarını, konu dışında şeylerden bahsettiklerini görebilirsiniz. Bir de bir kıraat çeşidi var ki adına "tahazzunât" denilmektedir. Yani Kur'ân lafızlarını eğip bükmekte ayet sonunda veya daha başka bir yerde durmak istediklerinde kulağın tahammül edemeyeceği bir ses çıkarmaktadırlar. Ayrıca görüldüğü kadarıyla maalesef Kur'ân'ı anlamadan, kavramadan ezberlemişlerdir. Davranışlarının düzgün olmadığı, doğru yolda olduklarına dair herhangi bir işaret vermedikleri, Kur'ân'ı sadece ezberlemekle yetindikleri görülmektedir.Bir de şunu söylemek isterim: Düğün ziyafetine geldiklerinde ilk yaptıkları şey ücret istemek, bereket olsun diye insanlardan sadaka toplamaktır. Daha sonra orada bulunanlar için, ahirete göç etmiş geçmişleri için, sadaka verenlerin başarı, yardım vb. güzelliklere mazhar olmaları için dua etmeye başlamaktadırlar. Bu sadakaları topladıktan sonra aralarında paylaşmaktadırlar. Hiçbir fakir ya da yoksul bu sadakalardan bir şey alamamaktadır. O kimselerin topladıkları ve aralarında paylaştıkları bu sadakaların ve uyguladıkları bu kıraatin islam şeriatındaki hükmü nedir?Bir kitapta Hz. Peygamber'in (s.a.v.) şöyle buyurmuş olduğunu gördüm: Kim kazanç için Kur'ân'ı vesile edinirse, kıyamet günü yüzü etten soyulmuş bir kemikten ibaret olarak gelir. Yani; yüzünde et olmadığı bir halde... Bu hadis sahih midir değil midir? Ayrıca şu ayetin manası nedir? (Resûlüm!) De ki: Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum.


(Bölümün numarası 4; Page No. 133) Cevap 1: Öncelikle Kur'ân tilaveti başlı başına bir ibadet, kulun rabbine yaklaşmak için yaptığı bir ameldir. Bu ve benzeri ibadetlerde asıl olan müslümanın bunları Allah'ın rızasını umarak ve O'nun katındaki sevabı isteyerek yapmasıdır. Bu ibadetler karşılığında hiçbir mahluktan bir karşılık ve teşekkür beklemez. Bu nedenle selef-i salihin ne kutlamalarda ne de düğün merasimlerinde ücretle Kur'ân kimseler tuttuklarına dair bir bilgi bulunmamaktadır. Herhangi bir din imamının böyle bir emir verdiği veya ruhsat tanıdığı da rivayet edilmemiştir. Ayrıca o imamlardan herhangi birinin ne düğün ne de matem ortamında Kur'an tilavetine karşılık ücret aldığına ilişkin bir bilgi yoktur. Aksine onlar Kur'an'ı Allah katında olana rağbetlerinden ötürü okurlardı. Hz. Peygamber (s.a.v.) Kur'ân okuyan kimseye, bu amelin karşılığını Allah'tan dilemesini emretmiş ve insanlardan talepte bulunmaktan sakındırmıştır. Tirmizî'nin Sünen'inde İmrân b. Husayn'dan gelen rivayete göre Kur'ân okuyan bir kıssacının yanına uğramış sonra kıssacı bir şeyler istemiş ve bunun üzerine İmran b. Husayn, istircada bulunmuş (inna lillah ve innâ ileyhi raciûn, demiş) ardından da şunu söylemiştir: Rasulullah (s.a.v.)'i şöyle derken duydum: Kim Kur'ân okursa karşılığını Allah’tan istesin. Zira şüphesiz bir topluluk gelecek ve Kur'ân okuyup onunla insanlardan isteyecekler. Kur'ân öğretimine, Kur'ân ile rukye yapılmasına vb. faydası okuyanın dışındakilere dokunan şeyler karşılığında ücret alınması konusunda ise, caiz olduğuna ilişkin sahih hadislerden deliller bulunmaktadır. Meselâ Ebi Said'in Fâtiha Sûresi'ni okuyarak şifa bulmasına vesile olduğu kimseden karşılık olarak birkaç koyundan oluşan bir sürü almasına ilişkin hadis örnek verilebilir. Ayrıca Sehl'in Hz. Peygamber'in (s.a.v.) bir adamı, bildiği Kur'an'ı öğretmesi karşılığında bir kadınla evlendirmesini anlattığı hadis bir diğer örnek olarak verilebilir. Dolayısıyla Kur'ân tilavetine karşılık ücret alan veya Kur'ân okumaları için bir grubu kiralayan kimse selef-i salihin (Allah onlardan razı olsun) icmalarına muhalefet etmiş olur. (Bölümün numarası 4; Page No. 134) İkinci olarak; Kur'ân Allah kelamdır. Kur'ân'ın diğer kelamlar karşısındaki üstünlüğü Allah'ın kulları karşısındaki üstünlüğü gibidir. Kur'ân en hayırlı ve en faziletli zikirdir. Dolayısıyla Kur'ân okuyan kimsenin tilavetinde edepli, Allah için kalpten ihlaslı ve huşulu olması, tilaveti en iyi şekilde yapması ve mümkün olduğunca Kur'ân'ın manaları üzerinde tedebbür etmesi gerekir. Tilavet sırasında başka şeylerle uğraşmaması, tilaveti tekellüfe ve yapmacıklığa yönelerek yapmaması, sesini gerekenden fazla yükseltmemesi gerekir. Kur'ân okunan mecliste bulunanların da sessiz durup tilaveti dinlemeleri ve manalarını tedebbür etmeleri gerekmektedir. Başkalarıyla konuşarak tilavetten başka şeylerle uğraşmamaları, Kur'ân okuyanın da orada bulunanların da dikkatlerini dağıtmaması gerekir. Allah te'âlâ şöyle buyurmuştur: Kur'ân'ı tane tane oku. Bir diğer ayette de şöyle buyurmuştur: Kur'an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin.(204)Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam Rabbini an. Gafillerden olma. Üçüncü olarak; İnsanlar anlayışları ve fikirleri bakımından aynı derecede değildir. Her bir mükellefin din ve şeriatın hükümlerinden Allah'ın kendisine bahşettiği anlayış oranında ve vakti nispetinde hem kendisi amel etmesi hem de başkalarını irşad etmesi için bir şeyler bilmesi, öğrenmesi gerekmektedir. Anlamaya çalışacağı, tüm dikkatini vereceği ve kalbini hazır tutacağı şeylerin başında Allah subhânehû'nun Kitabı gelmektedir. Anlamaktan aciz kaldığı hususlarda öncelikle Allah'ın sonra da gücü ve takati nispetinde ilim adamlarının yardımına başvurur. Bundan sonra artık kendisi için herhangi bir sıkıntı, sakınca bulunmamaktadır. Çünkü Allah te'âlâ, hiçbir kimseye gücünün üzerinde sorumluluk yüklemez. Çaba sarf etmesine rağmen anlamaktan aciz kalması kişinin Kur'ân'ı okumasına mani değildir. Bu nedenden ötürü de ayıplanamaz. Çünkü Hz. Peygamber'den (s.a.v.) şöyle buyurduğu sabit olmuştur: (Bölümün numarası 4; Page No. 135) Kur’ân okumada mahir olan kimse melekler ile beraberdir. Kur'ân'ı kekeleyerek güçlükle okuyan kimseye ise iki misli sevap vardır. Dördüncü olarak; Fakir kimsenin, hem kendi ihtiyacını hem de bakmakla yükümlü olduğu kimselerin ihtiyacını giderecek kadar sadakalardan alması caizdir. Kendisine sadaka veren kimse için hayır duada bulunması da sünnettir. Kur'ân tilavetine karşılık bir ücret olarak veya kendilerine nasihatte bulunması, hatırlatmalar yapması karşılığında para almak veya bereketini umarak bir şahsa vermek ya da bereketli olacakları ve dualarının kabul edileceği ümidiyle bazı kimseleri toplamak ise caiz değildir. Hz. Peygamber'in (s.a.v.) hayırlı oldukları yönünde şahitlikte bulunduğu ilk üç nesildeki müslümanların uygulamalarında böyle bir şey bulunmamaktadır.Beşinci olarak; Allah te'âlâ'nın De ki: Buna karşılık, sizden, herhangi bir ücret istemiyorum. (Bölümün numarası 4; Page No. 136) şeklindeki ayetinin anlamı şöyledir: Allah peygamberi Muhammed'e (s.a.v.), rabbinden indirileni tebliğ etmesine, tevhide ve İslam'ın diğer ahkamına davette bulunmasına karşılık kendilerinden hiçbir ücret talep etmeyeceğini kavmine haber vermesini emretmiştir. O sadece Allah'ın emrini uygulayarak, ona itaat ederek, sadece onun rızasını arzulayarak, sadece onun sevap ve ecrini umarak ümmete tebliğ ve beyanda bulunmaktadır. Bunun nedeni Hz. Peygamber'in (s.a.v.) o insanları kazanç elde etmek veya toplum liderliğini elde etmek amacıyla Allah'ın kendileri için teşri kıldığı şeyler hususunda kendisine tabi olmaya davette bulunduğu konusunda müşriklerin nefislerinde ortaya çıkabilecek asılsız zan ve vehimleri izale etmektir. Bunun üzerine onlara yönelik olan çağrısının sadece Allah rızası için olduğunu beyan etmiştir. Aynı şekilde bütün peygamberler yapmış oldukları davete karşılık insanlardan hiçbir ücret istememişlerdir. Bu cevabı birinci paragrafında İmran bin Husayn'ın Kur'ân'ı kazanç vesilesi etmek ve bu suretle insanlardan bir şeyler istemek konusundaki sakındırmaya ilişkin hadisi geçmişti. Kıyamet gününde yüzünün etlerinin dökülmesi suretiyle ceza göreceği konusunda sorduğunuza gelince bu, ihtiyacı olmadığı ve dilenmesini gerektirecek hiçbir gerekçe bulunmadığı halde insanlardan bir şeyler isteyen herkes için geçerli bir vaîd, tehdittir. Kur'ân okuyarak veya Kur'ân okumadan olsun her türlü dilencilik bu kapsama girer. Abdullah b. Ömer (r.a.)'dan rivayete göre Resulullah (s.a.v.) buyurmuştur: Sizden birisi dilenmeye devam ettiği takdirde yüzünde bir parça et kalmamış halde Allah'a kavuşur. Bir diğer rivayette de şöyle buyurmuştur: Bir adam, insanlardan dilenmeye devam ettiği takdirde kıyamet günü yüzünde bir parça et kalmamış halde gelir. Her iki hadis de muttefekun aleyhtir. Ebû Hureyre (r.a.)'dan gelen rivayete göre Resulullah ( s.a.v ) şöyle buyurmuştur: Kim, malını artırmak için insanlardan dilenirse, o ancak bir ateş talep etmiş olur. Öyleyse isterse azla yetinsin isterse çoğaltmayı istesin. Bu hadisi Müslim rivayet etmiştir. Kim Kur'ân vesilesiyle insanlardan bir şeyler isteyip dilenirse, eğer fakir ise, o kimse hakkında bu cevabın birinci paragrafında geçen hadis; zengin ise, o kimse hakkında bu hadislerin tamamı geçerlidir. Soruda zikretmiş olduğunuz hadisin lafzı ile ilgili olarak ise belirttiğiniz şekildeki lafzın sahih olduğu konusunda bilgimiz bulunmamaktadır. Başarı Allah'tandır! Efendimiz Muhammed'e (s.a.v.), âilesine ve sahabesine salât ve selam olsun.


Tags: