Ölüye dua etmenin fayda sağlayacağini ve kur'ani hareke ve noktalamanin bid'at olduğunu iddia eden bid'at ehline reddiye

Üçüncü soru (2213) no'lu fetvadan: Soru 3 : Kabir ehline dua eden bazı bidatçiler diyor ki : " Ölünün fayda vermediğini nasıl söylersiniz? İşte Hz. Musa, namaz vakitlerinin elli'den beş'e düşürülmesine sebep olmak suretiyle bize fayda sağladı". Bir kısmı da şöyle diyor : " Nasıl, "her bidat dalalettir" dersiniz? Eğer öyleyse, Kuranın noktalama ve harekelendirilmesine ne diyorsunuz? Bütün bunlar Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'den sonra meydana gelmiştir". Bunlara nasıl cevap verebiliriz?


Cevap 3 - Öncelikle : Aslolan, ölülerin, kendilerine seslenildiğinde bunu duymamaları, yapılan duaya icabet edememeleri ve peygamber bile olsa dirilerle konuşamamalarıdır. Bilakis, ölünce amelleri kesilir. Allah teala buyuruyor ki : O'nu bırakıp da kendilerine taptıklarınız ise, bir çekirdek kabuğuna bile sahip değillerdir.(13)Eğer onları (putları) çağırırsanız, sizin çağırmanızı işitmezler. Faraza işitseler bile, size cevap veremezler. Kıyamet günü de sizin ortak koşmanızı reddederler. (Bu gerçeği) sana, her şeyden haberi olan (Allah) gibi hiç kimse haber veremez. Yine : Sen kabirlerdekilere işittiremezsin! Ve yine : Allah'ı bırakıp da kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek şeylere tapandan daha sapık kim olabilir? (Oysa) onlar, bunların tapmalarından habersizdirler.(5)İnsanlar bir araya toplandıkları zaman (müşrikler) onlara (tapındıklarına) düşman kesilirler ve onlara kulluk ettiklerini inkar ederler. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) de şöyle buyuruyor : Ademoğlu öldüğü zaman, amel defteri kapanır. Üç kimse bundan müstesnadır. Devamlı sadaka (sadaka-i câriye) meydana getirenler, topluma yararlı bir ilim (eser) bırakanlar ve kendisine hayır dua eden hayırlı çocuk bırakanlar. Müslim Sahihin'de rivayet etti. Bu asıldan, sahih delillerle sabit olan bazı olaylar istisna edilir. Bu istisnai duruma, Hz. Peygamberin Bedir savaşı akabinde kuyuya atılan müşriklerle konuşması ve onların bunu duyması, peygamberlere (Bölümün numarası 1; Page No. 114) İsra gecesi namaz kıldırması ve göğe yükseldiğinde peygamberlerle konuşması örnek olarak gösterilebilir. Nitekim, bu mirac hadisesinde, Hz. Musa, peygamberimize - kendisine ve ümmetine farz kılınan namaz vakitleri adedini hafifletmeyi Allah'tan istemesini- tavsiye etmiş, ve efendimiz (aleyhi's-salatü ve's-selam) da bunun üzerine rabbine müracaat etmiş ve bir gün ve gecede namaz vakitleri sayısını beş'e düşürene kadar bu gidiş gelişler sürmüştür. Ancak bu olay, mucize ve harikulade kabilinden olup, bize ulaştığı kadarıyla yetinilir, asıl olanın(ölülerin duymaması, konuşmaması vs) ifade ettiği genel prensiplere (bu tarz özel durumlar) kıyas edilmez. Asıl olanın, olduğu hal üzere bırakılması, bu tür harikulade olaylara kıyas edilerek aslından çıkarılmasından evladır. Zira asıllardan istisna edilen durumlara - özellikle de gerekçe bilinmiyorsa - kıyas yapmak yasaktır. Bu meseledeki gerekçe de bilinmemektedir, zira (bu mesele) gaybi olaylardandır ki ancak şeriatin tevkifiyle (bilgilendirmesiyle) bilinebilir ve bildiğimiz kadarıyla bu meselede herhangi bir tevkif (bilgilendirme) varid olmamıştır. Öyleyse aslı olduğu gibi benimseyip orda durmak gerekiyor. İkinci olarak : Ümmete, Kuran-ı Kerimi - yazma, okuma ve Hz. Peygamberin öğrettiği şekilde kıraat etme suretiyle - korumaları emredilmiştir. Sahabe (radiyallahu anhum) nin dili, - aralarında yabancıların fazla bulunmaması ve Kur'an'ın tilavetine, indirildiği üzere okumaya büyük özen göstermeleri sebebiyle - fasih idi. Bu durum hulefa-yı raşidin dönemi boyunca devam etti, ne Kur'an'ı okurken gramer hataları yapmalarından endişe edildi, ne de noktasız ve harekesiz okumakta zorlandılar. Abdülmelik b. Mervan'ın hilafeti döneminde, Arap olmayan müslümanların sayısı arttı ve araplarla karıştılar, bu müslümanların Kur'an'ı okurken gramer hataları yapmalarından endişe edildi ve noktasız ve harekesiz okumakta da zorlanıyorlardı. Bunun üzerine; Abdü'l-Melik b. Mervan, Kur'an-ı Kerimin nokta ve harekelenmesini emretti, bu işi Hasan-ı Basri ve Yahya b. Ya'mur (Bölümün numarası 1; Page No. 115) yerine getirdiler. Bu ikisi, Tabiinin en müttaki, en bilgili ve en güvenilir kişileri idiler. (Abdülmelik b. Mervan), Kur'an'ı muhafaza, herhangi bir tahrife uğramaktan koruma ve - Hz. Peygamberden de bize ulaştığı üzere - okunması, öğretilmesi ve öğrenilmesini kolaylaştırma gayesiyle bu emri vermiştir. Böylece anlaşılıyor ki : Kur'an-ı Kerimin noktalanması ve harekelenmesi - her ne kadar Hz. Peygamber döneminde olmasa bile- Kur'an-ı Kerimin Hz. Peygamberin öğretmiş olduğu şekilde korunması, öğretilmesi ve öğrenilmesine dair emrin genel ifadesine dahil oluyor. (bütün bu çalışmalar) Tebliğ tamamlansın, şeriat her tarafa yayılsın ve Allah, yeryüzü ve üzerindekilere varis olana kadar sürsün diye yapılmıştır. Bu durumda bu yapılanlar bidat sayılmazlar. Çünkü bidat, kendisine delalet eden özel bir delil veya hem kendisine hem başkasına delalet eden genel bir delil bulunmaksızın türetilen şeye denir. Bizim örneğimizde ki gibi durumlara ise, sünnet ve bidatler hakkında yazan bazı alimler bidat değil de, maslahat-ı mürsele diyorlar. Ayrıca; buna dil açısından, bidat ( sonradan ortaya çıkan şey) demek mümkündür belki, çünkü öncesinde benzer bir durum yoktur, fakat şer'i açıdan bidat denemez, zira; Kur'an-ı Kerimin korunması, okuma, öğrenme ve öğretme noktasında özen gösterilmesinin vacip olduğuna delalet eden delillerin, genel hükmü altına girmektedir. Hz. Ömer radiyallahu anh'ın, insanları, teravih namazında tek imamın arkasında cemaat yaptığı zaman söylediği, " bu ne güzel bidat " sözü de bu kabildendir. Anlaşılan şu ki : Nokta ve harekeleme, Kur'an-ı Kerimin indirildiği gibi muhafaza edilmesini emreden nasların genel hükmü altına girmektedir.Başarı Allah'tandır!Efendimiz Muhammed'e (s.a.v.),âilesine ve sahabesine salât ve selam olsun.

Tags: